SAYFALAR

22 Şubat 2026 Pazar

KARŞILIKLI GÜVEN

27 Aralık 1939'da Erzincan'da 7,9 büyüklüğünde bir deprem olur. Cumhuriyet tarihinin en acı doğal afetlerinden biri de bu Erzincan depremidir. Bu depremde 40 bin'e yakın insan hayatını kaybetmiş, şehir tamamen yıkılmıştır. Bir tek Almanların yaptığı istasyon binası ile tek katlı olarak yaptırılan hapishane binası sağlam kalmıştır.

Bu sağlam kalan hapishanedeki mahkumlar;

Adam öldürme,

Adam yaralama,

Gasp, eşkiyalık, hırsızlık, kaçakçılık gibi suçları olan mahkumlardı.

Bu Depremde yaşanan bir olay şöyle vuku bulmuştur;

Depremde, Doğu Anadolu'nun kış şartlarında halk yaralı veya ölü olarak toprak altında kalmıştır.

Şehrin çevre illerle irtibatı kesilmiş, şehir halkı nerede ise topyekun ölüme mahküm olmuştur.

Dönemin Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal Bey, Eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz'ın öz amcasıdır ve mahkumları toplar, onlara şöyle seslenir:

“Sizi şimdi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne köylerine gidip, ailelerini görebilirler. Ancak bir koşulum var; hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacaksınız. İşiniz bitince geri cezaevine döneceksiniz”

Mahkumlar her sabah hapishaneden çıkıp şehre dağılırlar. Akşama kadar, bazen sabahlara kadar yaralı ve ya ölüleri toprak altından çıkarmak için canla başla uğraşırlar. Yorgunluktan yığılıp kalana kadar çalışıp, dinlenmek için hapishaneye dönerler.

Deprem bölgesini incelemek üzere özel bir trenle Erzincan'a hareket eden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de mahkumların bu özverili çalışmalarına şöyle tanık olur;

Erzincan yakınlarında tren istasyonu üzerindeki bir köyde, bir mahkum İnönü’yü getiren trene binmek ister. Muhafızlar ile mahkum arasında tartışma ve itiş kakış olur.

Çıkan kargaşa sebebiyle İnönü olay yerine gelir ve olaya yakınen şahit olur.

Mahkum o an için tanımadığı İnönü’ye yaklaşarak; "Efendim, ben Savcı Bey’e kaçmama sözü verdim. Erzincan’a dönüp, kurtarma çalışmalarına katılmak istiyorum. Beni de trene alın” der.

İnönü olaydan çok etkilenir ve mahkumu trene alır.

Erzincan hapishanesinin mahkûmları bu depremde binlerce insanı kurtarmışlar.

Bu kurtarma faaliyetleri sonunda Savcı hapishanede yaptığı sayımda hiçbir firara rastlamaz. Bütün mahkumlar gelip teslim olmuşlardır.

Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal Bey Cumhurbaşkanı İnönü’ye, Meclis başkanına ve devrin Başbakanına durumu bir telgrafla bildirerek bu mahkumlar için af çıkarılmasını teklif eder.

Gerçekten de 26 Nisan 1940’ta bu mahkumlar için özel af kanunu Resmi Gazete ‘de yayımlanır ve yürürlüğe girer. Böylece Erzincan hapishanesin de ki mevcut 241 mahkûm af edilir salıverilirler.

Olağan üstü durumlarda her zaman mahkumlardan ve kanun kaçaklarından bile faydalanılmıştır. Vatan tehlikeye düştüğü zaman; mesela Osmanlı döneminde Yakup Cemil Sinop Hapishanesinde ki ağır suçluları çıkararak, bu mahkumlardan bir ordu kurmuş, Batum'u kurtarmak için savaşmıştır. 

Kurtuluş savaşı yıllarında Topal Osman Giresun ve Trabzon Hapishanelerinde bulunan mahkumlarla ordu kurmuş ve vatanın kurtulması için savaşmışlardır. Tarihimizde böyle bir çok örnekler mevcuttur.

Türklerde olağan üstü hallerde Mahkumlarını bile seferber edebilen, verdikleri sözlere inanan, birbirlerine derin saygı duyan, onlara ağır sorumluluklar verebilen bir devlet yapısı ve devlet vatandaş karşılıklı güven anlayışı vardır. Bu anlayış hiç yok olmaz.