SAYFALAR

9 Mart 2026 Pazartesi

AYDAKİLERE MESAJ

1959 yılında Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirilen Luna 2 uzay aracı ile insansız olarak Ay yüzeyine ulaşılmış, ancak insanlı ay yolculukları, ilk defa 20. yüzyılda 1969–1972 yılları arasında Apollo Projesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı NASA tarafından gerçekleştirilmiştir.

1968'de Apollo 8 ve Mayıs 1969'da Apollo 10 görevleri kapsamında Ay yörüngesine mürettebatlı yolculuklar yapmış, 20 Temmuz 1969'da da Apollo 11 göreviyle insanları Ay yüzeyine ulaştırmayı başarmıştır.

Apollo 11 mürettebatından Neil Armstrong Ay'a ayak basan ilk insan, Buzz Aldrin de ikinci insan olmuştur. Devam eden yıllarda ABD, Ay'a beş insanlı bir uzay aracı daha göndermiştir ve toplam 12 astronot Ay yüzeyinde yürümüştür.

19 Aralık 1972'de çalışmalarını tamamlayan Apollo 17, Ay'a giden son insanlı uzay aracı, astronot Eugene Cernan da Ay'a ayak basan son insan olmuştur. Sonraki yıllarda insanlık bir daha Ay'a gitmemiştir.

1969'da Ay'a ilk defa giden Astronotlar Neil Armstrong ve Buzz Aldrin oldu; Michael Collins adlı astronot ise komuta modülünde kalarak Ay yörüngesinde görev yaptı. Bu astronotlara aya hareket etmeden önce Nevada çöllerinde ortamı ay yüzeyine çok benzeyen Tuba City de, ay koşullarında nasıl hareket edeceklerine dair bir yıl kadar antrenman yaptırdılar. Bu hazırlıklar esnasında yaşlı bir Kızılderili bunların çalışmalarına şahit oldu ve Neil Armstrong'a yaklaşarak sordu;

"Siz burada ne yapıyorsunuz?" 
Armstrong;
"Ay'a gideceğiz. Onun için burada hazırlık çalışması yapıyoruz." 

Kızılderili birden ciddileşir, biraz sonra kendini toparlar ve tekrar;

"Ay'da bizim kutsal ruhlarımız vardır. Size bir mesaj versem onlara iletir misiniz?"

Armstrong;
"Tabii ki memnuniyetle." der.

Kızılderili;
"Ama kimseye söylemeyeceksiniz.." der.

Armstrong; "Tamam.." der.

Kızılderili kendi dilinde mesajını bir kağıta yazar ve astronota verir.

Astronotlar üsse döndüklerinde dayanamazlar, mesajı çok merak ederler ve bu dili anlayan başka bir Kızılderili bularak mesajı tercüme ettirirler.

Mesaj nasıldır, tahmin edebiliyor musunuz?

"Bu gelenlerin söylediklerine sakın inanmayın. Topraklarınızı ve evlerinizi zorla ellerinizden almağa geliyorlar."

Kızılderili yanılmamış bence !


22 Şubat 2026 Pazar

KARŞILIKLI GÜVEN

27 Aralık 1939'da Erzincan'da 7,9 büyüklüğünde bir deprem olur. Cumhuriyet tarihinin en acı doğal afetlerinden biri de bu Erzincan depremidir. Bu depremde 40 bin'e yakın insan hayatını kaybetmiş, şehir tamamen yıkılmıştır. Bir tek Almanların yaptığı istasyon binası ile tek katlı olarak yaptırılan hapishane binası sağlam kalmıştır.

Bu sağlam kalan hapishanedeki mahkumlar;

Adam öldürme,

Adam yaralama,

Gasp, eşkiyalık, hırsızlık, kaçakçılık gibi suçları olan mahkumlardı.

Bu Depremde yaşanan bir olay şöyle vuku bulmuştur;

Depremde, Doğu Anadolu'nun kış şartlarında halk yaralı veya ölü olarak toprak altında kalmıştır.

Şehrin çevre illerle irtibatı kesilmiş, şehir halkı nerede ise topyekun ölüme mahküm olmuştur.

Dönemin Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal Bey, Eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz'ın öz amcasıdır ve mahkumları toplar, onlara şöyle seslenir:

“Sizi şimdi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne köylerine gidip, ailelerini görebilirler. Ancak bir koşulum var; hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacaksınız. İşiniz bitince geri cezaevine döneceksiniz”

Mahkumlar her sabah hapishaneden çıkıp şehre dağılırlar. Akşama kadar, bazen sabahlara kadar yaralı ve ya ölüleri toprak altından çıkarmak için canla başla uğraşırlar. Yorgunluktan yığılıp kalana kadar çalışıp, dinlenmek için hapishaneye dönerler.

Deprem bölgesini incelemek üzere özel bir trenle Erzincan'a hareket eden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de mahkumların bu özverili çalışmalarına şöyle tanık olur;

Erzincan yakınlarında tren istasyonu üzerindeki bir köyde, bir mahkum İnönü’yü getiren trene binmek ister. Muhafızlar ile mahkum arasında tartışma ve itiş kakış olur.

Çıkan kargaşa sebebiyle İnönü olay yerine gelir ve olaya yakınen şahit olur.

Mahkum o an için tanımadığı İnönü’ye yaklaşarak; "Efendim, ben Savcı Bey’e kaçmama sözü verdim. Erzincan’a dönüp, kurtarma çalışmalarına katılmak istiyorum. Beni de trene alın” der.

İnönü olaydan çok etkilenir ve mahkumu trene alır.

Erzincan hapishanesinin mahkûmları bu depremde binlerce insanı kurtarmışlar.

Bu kurtarma faaliyetleri sonunda Savcı hapishanede yaptığı sayımda hiçbir firara rastlamaz. Bütün mahkumlar gelip teslim olmuşlardır.

Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal Bey Cumhurbaşkanı İnönü’ye, Meclis başkanına ve devrin Başbakanına durumu bir telgrafla bildirerek bu mahkumlar için af çıkarılmasını teklif eder.

Gerçekten de 26 Nisan 1940’ta bu mahkumlar için özel af kanunu Resmi Gazete ‘de yayımlanır ve yürürlüğe girer. Böylece Erzincan hapishanesin de ki mevcut 241 mahkûm af edilir salıverilirler.

Olağan üstü durumlarda her zaman mahkumlardan ve kanun kaçaklarından bile faydalanılmıştır. Vatan tehlikeye düştüğü zaman; mesela Osmanlı döneminde Yakup Cemil Sinop Hapishanesinde ki ağır suçluları çıkararak, bu mahkumlardan bir ordu kurmuş, Batum'u kurtarmak için savaşmıştır. 

Kurtuluş savaşı yıllarında Topal Osman Giresun ve Trabzon Hapishanelerinde bulunan mahkumlarla ordu kurmuş ve vatanın kurtulması için savaşmışlardır. Tarihimizde böyle bir çok örnekler mevcuttur.

Türklerde olağan üstü hallerde Mahkumlarını bile seferber edebilen, verdikleri sözlere inanan, birbirlerine derin saygı duyan, onlara ağır sorumluluklar verebilen bir devlet yapısı ve devlet vatandaş karşılıklı güven anlayışı vardır. Bu anlayış hiç yok olmaz.


13 Ocak 2026 Salı

SATI KADIN

 

BU KADIN KİM DESEM KİMSE TANIMAZ,

SATI KADIN DESEM HERKES TANIR 

PEKİ SATI KADIN KİM?
Satı Kadın Atatürk'e soruyor;
''BİR SOĞUK AYRAN İÇER MİSİNİZ ?''
Ankara'da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları
ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam'a giderken Kazan
Köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerin içinden geçen, köşede duran bu
yabancı konukları görünce hep beraber koşuştular. Kimi su getirdi,
kimi ayran, bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı
Ata'ya uzattı:
"Bir soğuk ayran içer misiniz?" dedi.
Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı
kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. Ata'sı, ayranı kana kana içmiş ve bir an durakladıktan sonra ona;
"Senin kocan kim?" diye sormuştu.
Köylü kadını, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk anası idi;
Ankara'nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi. Ata bir soru daha
sordu :
"Ne zaman doğdun?"
"1919'da Atatürk Samsun'a çıktığı zaman doğdum."
Ata, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15
yaşında olması lazım gelirdi. Halbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu; tekrar sordu:
"Nasıl olur?"
Evet, nasıl olurdu. Bu Satı kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki
nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:
"Evet Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!"
Bu espiri Ata'yı bir hayli düşündürdü.
Ayrılırken yaverine
kadının ismini ve adresini not ettirdi. Daha sonra biz, Satı kadını
Büyük Millet Meclisi'ne halkın meclisine giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz...
Alıntı.