SAYFALAR

19 Mart 2026 Perşembe

TASTİKÇİ-TROL

Toplum içinde başarıya ulaşmanın yalnızca yetenek, emek ya da doğrulukla ilgili olduğu düşünülür. Halbuki hayatın pratiği çoğu zaman bunun aksini gösterir. Hangi meslek dalında olursa olsun, bir insanın görünür olabilmesi, kabul görmesi ve hatta kalıcı olabilmesi için çoğu zaman ‘tastikçi’ lere, yani onu onaylayan, destekleyen ve meşrulaştıran kişilere ihtiyaç duyulur. Günümüzde bu kişilere farklı bir isim veriliyor: ‘trol’

Tastikçiler, yalnızca bir fikri destekleyen kişiler değildir; aynı zamanda algıyı yöneten, gerçeği eğip bükebilen ve çoğu zaman olmayanı olmuş gibi gösterebilen bir mekanizmanın parçasıdır. Öyle ki, bir insan ne kadar başarılı olursa olsun, eğer onu doğrulayan bir çevresi yoksa, yaptığı işler çoğu zaman görünmez kalır. Buna karşılık, ortada kayda değer bir başarı olmasa bile, güçlü tastikçiler sayesinde kişi olduğundan çok daha büyük, etkili ve başarılı biri gibi algılanabilir.

Bu durumu daha iyi anlatmak için halk arasında anlatılan ‘Yalancı Ahmet Ağa’ hikâyesi dikkat çekici bir örnektir. Ahmet Ağa, sürekli abartılı ve gerçek dışı hikayeler anlatan biridir. Ancak onu asıl ünlü yapan, anlattıklarının doğruluğu değil, yanında taşıdığı tastikçisidir. Bu tastikçinin adı da 'Tastikçi Süleymen'dır.

Kahvede toplanan insanların önünde ne kadar akıl dışı bir hikâye anlatırsa anlatsın, itiraz edenlere karşı Tastikçi Süleyman hemen devreye girer ve mantık dışı açıklamalarla dinleyenleri ikna eder. Anlayacağınız Tastikçiler çok zeki ve akıllı insanlardan seçilmelidir.

Yalancı Ahmet Ağa bir gün kahvede anlatıyor;

“Geçenlerde ava gittim. 600 metre uzakta otlayan geyiğe elimde ki mavzerle bir kurşun attım. Geyik yere düştü. Yanına gittim baktım ki, geyik sağ arka ayağının tırnağı ile sağ kulağından vurulmuş.”

Haydaaa. Herkes itiraz etmiş; “Ama nasıl olur? Tek kurşun atıyorsun, hem arka bacağının tırnağından, hem de kulağından nasıl vuruyor sun geyiği?” diye.

Yalanı söyleyen Ahmet ağa daha hiç söze karışmıyor. Tastikçi Süleyman da orada yanda diğer insanlar gibi dinliyor ya, hemen devreye girer ve açıklık getirir;

“Beyler siz inanmıyorsunuz ama, geyik sağ arka bacağını kaldırmış kulağını kaşıtırken, Ahmet ağa da tam o anda tüfeği ateşler ve geyik sağ arka ayak tırnağı ile sağ kulağından vurulur.” Der. Mantık sınırlarını zorlayan bu açıklama, gerçekliği değil, ikna ediciliği esas alır ve herkesi inandırır. Bir de Yalancı Ahmet Ağaya saygı duyarlar.

Buyurun… şimdi siz inanmayın hadi !

Eskiden ‘TASTİKÇİ’ dediğimiz, ‘TROL’ ların  yaptığı iş çok önemlidir. Bedava da olmaz.

Başlamışken Yalancı Ahmet Ağanın bir yalanını ve tastikçisini daha anlatayım;

Eskiden Karadeniz de ormanda yüksek ve çok büyük gürgen ağaçlarının üstüne halat atar çıkar ‘PETEK’ dedikleri kara kovan kurarlardı. Her şeyi doğal bal yapardı arılar içinde. 

Yine kahvede millet dinlerken Ahmet ağa başlıyor anlatmağa; “Halat atarak gürgen ağcının üzerine çıktım. Ağaç küçükken bir dalı kırılmış ve bir ara yeri çürümüş, çukur oluşmuş, yağan yağmurlar bu çukura yığılmış ve orada su göl olmuş. Bir baktım, içinde koskoca bir balık, o yana bu yana yüzüyor. Balığı yakaladım ve öğle yemeği olarak yedik."

Yine herkes itiraz etmiş tabi “Hadi su göl oldu, ağacın tepesine balık nasıl çıkıp göle girdi? Sen yalan söylüyor sun” Demişler. Hemen Tastikçi Süleymen, şimdiki Trol yine devreye girmiş.

“Beyler yanılıyorsunuz, karga veya kartal derede bir balık yakalar ve ağzında götürürken, tam o su birikintisinin üzerine gelince, ağzından düşer ve o küçük göle denk gelir, orada büyür, sonra da Ahmet Ağa rastlar ve balığı yakalar.” Der. İster inanın ister inanmayın, benim hiç tastikçim olmadı. Yukarıda da bahsettim onun için bir baltaya sap olamadık.

Bu hikayeler, aslında günümüz dünyasının da bir yansımasıdır. Özellikle dijital çağda, sosyal medya ve iletişim araçları sayesinde tastikçilik yanı trolluk kurumsallaşmış, sistematik bir hal almıştır. Artık bireyler ya da gruplar, gerçeklikten bağımsız olarak, oluşturdukları destek ağı sayesinde kitleleri etkileyebilmekte, algıyı yönlendirebilmekte ve hatta gerçeğin önüne geçebilmektedirler.

Burada asıl sorgulanması gereken nokta şudur: Başarı gerçekten neye dayanır? Gerçek emeğe mi, yoksa onu görünür kılan ve doğrulayan bir çevreye mi? Eğer ikinci seçenek daha belirleyici hale gelmişse, bu durum toplumun değer yargıları açısından ciddi bir soruna işaret eder.

Sonuç olarak, 'TASTİKÇİ-TROL' olgusu yalnızca bir halk hikayesinin unsuru değil, aynı zamanda modern toplumun işleyişine dair önemli bir göstergedir. Gerçeğin değil, onu destekleyen seslerin öne çıktığı bir düzende, hakikatin kendisi, giderek daha fazla gölgede kalmaktadır. Bu nedenle bireylerin yalnızca anlatılanlara değil, anlatılanların nasıl ve kimler tarafından desteklendiğine de dikkat etmesi gerekir. Saygılarımla...


14 Mart 2026 Cumartesi

BİR PETROL ŞEHİDİ DAHA

Raif Karadağ
1920 yılında Yunanistan sınırları içinde kalan Yanya’da doğan Raif Karadağ’ın ailesi, nüfus mübadelesinin ardından birçok Yanyalı Türk gibi oradan göç ederek İstanbul, Pendik’e gelerek yerleşmiştir. İlkokul eğitimini burada alan Karadağ, ortaokul ve liseyi ise Kadıköy’de okumuştur.

Küçüklüğünden beri okuma yazma ya olan merakı, onu gazetecilik mesleğine sevk etmiştir. Yeni Büyük Doğu, Son Havadis, Tercüman ve Bizim Anadolu gazetelerinde çalışan Karadağ’ın, birçok dergide de yazıları yayımlanmıştır. Gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarının derlenmesi usulüyle meydana getirilmiş, pek çok da kitabı bulunmaktadır.

Raif Karadağ’ın en çok ses getiren ve tartışmalar yaratan kitabı ise şüphesiz ki 'Petrol Fırtınası' kitabı olmuştur.

Gazeteci Karadağ’ın onlarca yıl araştırmalarına konu ettiği Türkiye’nin petrol meselesi, bu kitapta toplanmış ve onun 1973 yılındaki şüpheli ölümünde de başrolü oynamıştır. 

1964 yılında dönemin Sanayi Bakanı tarafından Ankara’ya çağrılarak görevlendirilen Karadağ, yıllarca araştırmalarda bulunmuştur. Babasının vefatından 42 yıl sonra bir röportaj veren Raif Karadağ’ın oğlu Murat Karadağ; babasının araştırmalarından sonra kendisine "Yabancılar tarafından birçok petrol kuyusu açıldığını, hepsinde petrol bulunduğunu, bu kuyuların yine kendileri tarafından kapatıldığını, ilerleyen yıllarda tekrar açılacağını" ifade ettiğini söylemiştir.

Raif Karadağ’ın vefatı ise; yine devlet tarafından görevlendirilmesi üzerine Diyarbakır-Musul hattına gidip beş yıl boyunca gerçekleştirdiği petrol araştırmalarından sonra olmuştur.

Araştırmalarının sonuçlarını rapor haline getiren Karadağ, 1973 yılının Aralık ayında Ankara’ya gelmiştir. Yine oğlu Murat'ın ifadelerine göre; 10 Aralık Pazar günü Süleyman Demirel ile, 13 Aralık Perşembe günü Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile randevuları olan Karadağ, 12 Aralık Çarşamba günü Ulus’ta Cihan Palas Otelinde ki odasında ölü bulunmuştur. Yatağının başucunda bir kalp ilacı bulunan Karadağ’ın ölümüne ilişkin şüpheleri artıran detay ise Raif Karadağ’ın kalp rahatsızlığı veya farklı bir hastalığa sahip olmadığı ve böyle bir ilacı daha önce hiç kullanmadığı oğlu Murat Karadağ tarafından beyan edilmiştir.

Ankara'nın 'milli görev' diyerek Musul'a gönderdiği Raif Karadağ, 5 yıl sonra geri döndü. Biriktirdiği belgeleri Cumhurbaşkanı'na sunacağı gün öldürüldü. Bir gün önce "Burada ne Irak kalacak ne de başka bir ülke. Hepsini tarihten silecekler" demişti.

Cumhurbaşkanı'na Türkiye'nin Musul'daki haklarına ilişkin rapor sunacağı gün 12 Aralık 1973'te otel odasında ölü bulunan araştırmacı gazeteci Raif Karadağ, meğer devlet tarafından 'Milli bir görevle, petrol ve Musul konusunu araştırmakla' görevlendirilmiş. Karadağ'ın rahat çalışması için 'Büyükelçi müşavirliği' statüsüne alınmış.

İyi derecede Osmanlıca-İngilizce bilgisi ile Türk ve İngiliz arşivlerinde Türkiye lehine bulduğu belgelerin ardından Diyarbakır-Musul hattında 'Petrol araştırmaları' yapmış. Amerikan ve İngiliz şirketlerinin açtığı kuyularda ve Sultan Abdülhamit'in hazırlattığı raporları inceledikten sonra 'Türkiye'nin kendisine 100 yıl yetecek petrolü olduğunu' raporlarla doğrulayan Karadağ, 50 yıl önce adeta bugünün de resmini çizmiş: "Bu petrolü bize vermezler. Bölgede ne Irak kalacak, ne de başka bir ülke." demiş.

Karadağ’ın Bizim Anadolu gazetesinden yakın arkadaşı ve meslektaşı Necdet Sevinç, Raif Karadağ'ın Rus casuslar tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiasını ortaya atmış ve buna ilişkin yazılar kaleme almıştır. Diğer gazeteciler tarafından farklı iddialar ise Raif Karadağ’ın Musul’daki araştırmaları nedeniyle İngilizler tarafından öldürüldüğü iddia edilmiştir. Şüpheli ölüm için otopsi bile yapılmadan tahkikat kapatılmış ve olay aydınlanmamıştır.

Raif Karadağ, doğal kaynak çıkarma kavgasının mesela İran'da Musaddık'a darbeyle sonuçlandığını anlatmıştır. Günümüzdeyse sömürgecilik işgalle değil, dev şirketler yoluyla gerçekleşiyor. Ülkemizde de son olarak Necdet Pamir, doğalgaz arama ve çıkarma işinin dev Schlumberger firmasından hizmet alarak yapıldığını açıkladı. Aktörler değişse de bu topraklarda hikaye hep aynı ve değişmiyor.



9 Mart 2026 Pazartesi

AYDAKİLERE MESAJ

1959 yılında Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirilen Luna 2 uzay aracı ile insansız olarak Ay yüzeyine ulaşılmış, ancak insanlı ay yolculukları, ilk defa 20. yüzyılda 1969–1972 yılları arasında Apollo Projesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı NASA tarafından gerçekleştirilmiştir.

1968'de Apollo 8 ve Mayıs 1969'da Apollo 10 görevleri kapsamında Ay yörüngesine mürettebatlı yolculuklar yapmış, 20 Temmuz 1969'da da Apollo 11 göreviyle insanları Ay yüzeyine ulaştırmayı başarmıştır.

Apollo 11 mürettebatından Neil Armstrong Ay'a ayak basan ilk insan, Buzz Aldrin de ikinci insan olmuştur. Devam eden yıllarda ABD, Ay'a beş insanlı bir uzay aracı daha göndermiştir ve toplam 12 astronot Ay yüzeyinde yürümüştür.

19 Aralık 1972'de çalışmalarını tamamlayan Apollo 17, Ay'a giden son insanlı uzay aracı, astronot Eugene Cernan da Ay'a ayak basan son insan olmuştur. Sonraki yıllarda insanlık bir daha Ay'a gitmemiştir.

1969'da Ay'a ilk defa giden Astronotlar Neil Armstrong ve Buzz Aldrin oldu; Michael Collins adlı astronot ise komuta modülünde kalarak Ay yörüngesinde görev yaptı. Bu astronotlara aya hareket etmeden önce Nevada çöllerinde ortamı ay yüzeyine çok benzeyen Tuba City de, ay koşullarında nasıl hareket edeceklerine dair bir yıl kadar antrenman yaptırdılar. Bu hazırlıklar esnasında yaşlı bir Kızılderili bunların çalışmalarına şahit oldu ve Neil Armstrong'a yaklaşarak sordu;

"Siz burada ne yapıyorsunuz?" 
Armstrong;
"Ay'a gideceğiz. Onun için burada hazırlık çalışması yapıyoruz." 

Kızılderili birden ciddileşir, biraz sonra kendini toparlar ve tekrar;

"Ay'da bizim kutsal ruhlarımız vardır. Size bir mesaj versem onlara iletir misiniz?"

Armstrong;
"Tabii ki memnuniyetle." der.

Kızılderili;
"Ama kimseye söylemeyeceksiniz.." der.

Armstrong; "Tamam.." der.

Kızılderili kendi dilinde mesajını bir kağıta yazar ve astronota verir.

Astronotlar üsse döndüklerinde dayanamazlar, mesajı çok merak ederler ve bu dili anlayan başka bir Kızılderili bularak mesajı tercüme ettirirler.

Mesaj nasıldır, tahmin edebiliyor musunuz?

"Bu gelenlerin söylediklerine sakın inanmayın. Topraklarınızı ve evlerinizi zorla ellerinizden almağa geliyorlar."

Kızılderili yanılmamış bence !