SAYFALAR

1 Mayıs 2026 Cuma

İKİ BENZER OLAY VE ADALET

Bugünlerde konuşulan Gülistan Doku cinayeti soruşturması, 1945'te Ankara'da üst düzey bürokratların kapattığı ve akabinde intiharlar getirdiği tarihi bir davayı Ankara Cinayetini akıllara getirdi. İki olayda da çarpıcı benzerlikler görülmektedir.

Gülistan Doku cinayeti soruşturmasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in suç delillerini yok etme iddiası ile gözaltına alınması, kamuoyunu derinden sarstı. Ancak bu gelişme, tarihin tozlu sayfalarında kalmış başka bir davayı daha hatırlattı. 1945 yılında Ankara'da işlenen ve dönemin en güçlü kişilerinin adları karıştığı 'Ankara Cinayeti.'

Seksen yılı aşkın bir süre arayla yaşanan bu iki olayın ortak paydası çarpıcı, Her ikisinde de güç sahibi isimler, cinayetin üzerini örtmeye çalışmakla itham edildiler.

Olayların özü şöyle:

16 Ekim 1945'te Ankara Ulus Samanpazarı'ndaki muayenehanesinde Diş Doktoru Neşet Naci Arzan, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay'ın oğlu Haşmet Orbay tarafından öldürüldü. Ne var ki asıl skandal cinayetin kendisi değil, sonrasında yaşananlardı.

Dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan devreye girerek, Genel Kurmay Başkanının oğlu Haşmet Orbay'ı kurtarmak için Katil Haşmet'in Robert Kolej'den ve ev arkadaşı da olan Reşit Mercan'ı yanına çağırarak cinayeti üstlenmesini istedi. Reşit Mercan, bu baskıya boyun eğdi ve ertesi gün karakola giderek "Cinayeti ben işledim" dedi.

İlk mahkemede Mercan'a 20 yıl, Haşmet Orbay'a ise yalnızca bir yıl ceza aldı. Ancak basın ve kamu oyu baskıları üzerine Yargıtay ilk kararı bozdu ve davayı Ankara'dan alarak Bolu Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Bolu'daki yargılamada gerçek Katil Haşmet Orbay olduğu gibi, cinayetin Vali Tandoğan tarafından örtbas edildiği ve başkasının üzerine yıkıldığı da ortaya çıktı.

Olayın en karanlık boyutu ise sonrasında yaşandı. Yargıtay'da kararı bozan ve gelişmelerin seyrini değiştiren dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Fahrettin Karaoğlan, 16 Haziran 1946'da otomobilinde ölü bulundu ve öldüren kişi de tespit edilip yakalanamadı. Olay faili meçhul kaldı.

Bu olaylar üzerine Sanık konumuna düşen Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ise ifadesi alınmak üzere mahkemeye çağrıldı. Bu durumu gururuna yediremeyen Vali Nevzat Tandoğan 9 Temmuz 1946 gecesi intihar ederek yaşamına son verdi. Ardından 30 Temmuz 1946'da da Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay görevinden ayrıldı.

Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ın Ankara'nın ilk dönemlerinde çok büyük emekleri geçmiş, asayişin sağlanması için adeta hem valilik hem polislik görevlerini birlikte yapmış, çok büyük emekleri olduğu taktire şayan bir zattır. Bu nedenle soyadı Ankara da bir semte Tandoğan alanı olarak verilmiştir.

Gülistan Doku Cinayetinde de deliller yine silindi, failler güçlü kişiler tarafından korundu. Olay 'Kayıp Kişi ' olarak dosya kapatılmak istendi. Dolayısıyla1945'teki Ankara Cinayeti olayına benzer hale geldi.

Gülistan Doku, 2020 yılında Tunceli'de kayboldu. 'Kayıp Kişi' olarak kayıtlara geçti. Son gelişmelerle kayıp değil, cinayet olduğu anlaşıldı. Gülistan Doku'nun kayıp olduğu günlerde hastane kayıtları silindiği anlaşıldı. Dosyada kalan kopyalar sayesinde bu iz açığa çıktı. Savcılık, silme işleminin nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiğini araştırıyor.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, 17 Nisan 2026'da gözaltına alınarak sorgulanmak üzrer Erzurum'a götürüldü. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı 65 soruluk ayrıntılı bir sorgulama listesi hazırladı.

Tutuklanan Vali Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ise savcılıktaki ifadesinde tüm suçlamaları reddetti fakat deliller aleyhine olduğu için tutuklandı. Pertek ilçesine bağlı Koçpınar Köyü'nde yapılan aramalarda bölgede daha önce kazı yapıldığına ve alanın sonradan boşaltıldığına dair bulgular elde edildi.

1945 Ankara Cinayeti'nde adalet, yıllar süren yargı mücadelesi sayesinde tecelli edebildi. O davada da deliller karartıldı, tanıklar baskı altına alındı ve güçlü isimler cezadan kaçmaya çalıştı.

Gülistan Doku cinayetinde ise bizzat Vali Tuncay Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel sanık konumuna düştü, Dijital çağın getirdiği teknik imkanlar, fiziksel bulgular, kamuoyunun yoğun ilgi ve baskısı ile soruşturma devam ediyor. Seksen yıl önceki davada olduğu gibi, bu kez de adaletin önündeki engellerin aşılıp aşılamayacağı, adaletin tecelli edip etmeyeceği herkes tarafından merak ediliyor ve netice bekleniyor.

Adalet, güçlülerin gölgesinden bağımsız şekilde tecelli edebilir mi?

Bu sorunun yanıtı yalnızca bir davanın sonucu değil, aynı zamanda hukuk sistemine duyulan güven açısından da büyük önem taşımaktadır. Geçmişten bugüne uzanan bu iki örnek, Türkiye’de adalet arayışının sürekliliğini ve zorluklarını gözler önüne sermektedir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder