SAYFALAR

27 Mayıs 2012 Pazar

SAVCIDAN RÜŞVET

Bir gece Adana Taş Köprü ayağında bir kişinin bıçakla öldürüldüğü Haber Merkezi tarafından anons edildi ve bizleri de olay yerine gidip olayı araştırıp sanığı yakalamamız için sevk etti. Zaten cinayet, Gasp gibi ağır suçlar bize ait, bir de polis olaylarına yanı polislerin işledikleri suçlara da biz bakıyorduk.

Olay yerine gittiğimizde Çorum lu Murat isimli bir genç cenazenin başında ağlıyordu. Ağabeyi Ceyhan Cami İmamı  Hüseyin öldürmüştü. Cenazeyi hastaneye yolladıktan sonra biz Murat'ı arabamıza alarak failin yakalanması için çalışmalar sürdürürken Haber Merkezinden bir yardımcı trafik ekibi göndermesini ve Mersin tarafına seyreden araçlar üzerinde uygulamalar yapacağımızı bildirmemiz üzerine bir trafik ekibi yolladılar. Onlar gelen bütün araçları durdurup kendi yönlerinden kontroller yaparken biz Cinayet Masası ekipleri de bu cinayetin katilini arıyorduk. Bu esnada Trafikçilerde kendi yönlerinden araçlar üzerinde kontrol yapıyor ve bazı araçlara cezalar kesip müeyyide uyguluyorlardı. O zaman en yüksek para cezası 35.00tl idi. Ayrıca 'Trafikten men cezası gibi cezalarda vardı.

O sırada yanımızda bulunan ölen kişinin kardeşi Murat'a bizim polis arkadaş Şahin bir kaç soru sorduktan sonra "Katil Murat olduğu , arazi meselesinden dolayı ağabeyini öldürdüğü anlaşıldı ve tam şahsın ifadelerini alacağımız bir sırada, Haber Merkezi bizi aradı; "Acele Merkeze gelin." dedi. Ben biraz bir pislik olduğundan şüphelendim ve merkeze gittik. Emniyet Müdürlüğü kapısında o yolda arama esnasında gördüğüm kırmızı renkli bir Reno arabanın durduğunu gördüm. Nöbetçi Amiri ve Müdürü de oradaydılar. Demek ki durum çok önemli ki hepsi toplanmışlardı. Bir de bayan ile birlikte tanımadığımız bir adam ve Adana Suçüstü Savcısı Mehmet Can da orada hepsi birlikte oturmuş çay içip bizi bekliyorlardı. Meğer o tanımadığımız adam Maraş ta savcı imiş. Özel arabası ve bayanla birlikte Mersine doğru giderken o uygulamamızda durdurulur ve Hasan Hüseyin isimli Trafik Polisi tarafından aracı incelenir. "Aracınızın şu şu noksanları var. Trafikten men edilip bir parkta bağlanması lazım. Lütfen araçtan inin" der. Adam "Memur bey, ben Maraş Savcısıyım, idare et. Yarın arabamın noksanlarını halledeyim" der. Polis Memuru da "Hayır hiç mümkünü yok. Bana 500.00tl rakı parası verirsen sana bir iyilik eder arabanı bırakırım. Yoksa arabanı bağlarım. Başka hiç ısrar etme, sayın savcım" der. Savcı bakar olacak gibi değil, üzerinde tüm 500lük varmış, gizlice seri numarasını alır ve parayı memura vererek geçer gider.

Gider fakat az ilerden geri dönerek gece saat 01.30 sıralarında Adana Suç üstü Savcısı Mehmet Can'ı yatağından kaldırır. Birlikte Haber Merkezine gelirler ve şikayetçi olur. O Trafikçiyi yakalamak için Ekibimizi Haber Merkezine çağırmışlar. Ağır suç Masası olarak bu tür suçlara da biz bakıyorduk. Konuyu anlattılar. Savcılarla birlikte uygulama yapan Trafik ekibinin yanına gittik. Adana Savcısını zaten tanıyorduk.. İkisi de indiler. Maraş Savcısı Trafik Polisini hemen tanıdı ve gösterdi. Hemen aldık ve üst araması yaptık. Savcının verdiği seri numaralı tüm 500.00tl para üzerinden yakalandı. "Trafik Polisi durun ne yapıyorsunuz?" diye bağırıyordu. Asayiş Şube de Büromuza gittik. İfadeler alındı. Trafik Polisi şöyle bir ifade verdi: "Evet bu şahsı tanıdım. Yanında birde bayan vardı. Kusurundan dolayı otosu trafikten çekilmesi gerekirdi. Maraş Savcısı olduğunu söyleyince kendisine 35.00tl ceza kestim. Bana tüm 500.00tl verdi. 35.00tl yı aldıktan sonra 465.00tl sını kendisine geri iade ettim. Ben kimseden rüşvet veya hakkım olmayan bir para almadım. İncelerseniz makbuzun sureti dip koçanda mevcuttur." dedi. İnceledik, gerçekten o plakaya 35.00tl ceza yazılmış. Savcı Bey verdiği parayı helal etti ve "Şu 500 tl yi de al meze yaparsın." dedi fakat Trafikçi almadı. Savcı davasından vaz geçti, çekip gitti.

HİRISTIYAN OLSAN

Papaz bir pazar sabahı kilisenin kapılarını açar.
Ayın için hazırlıklar yaparken bakar ki kara karga gelir ölülerin ruhu için bırakılan sağ tarafta ki kulenin tepesinde tasta duran şarabı içiyor.
El kol hareketleri ve o tarafa doğru bir şeyler atarak kargayı şarap içtiği yerden kovmak ister.
Karga yan tarafta ki kilise çanının üzerine konar.
Oradan da kovmak için uğraşırken karga bir kaç defa bağırır ve çanın üzerine pisler.
Bunu gören papaz iyice çileden çıkıyor ve kargaya doğru;
"Müslüman olsan şarap içmezsin. Hırıstıyan olsan çana pislemezsin. Sen ne milletsin be melün hayvan?" der.

24 Mayıs 2012 Perşembe

AĞABEYİ VURULMUŞ

1974 yılı Adana Taşköprü ayağında Çorum lu iki kardeş yürürken Ceyhan da imam olan Ağabeyi Hüseyin bıçakla gece saat 21.00 sıralarında öldürüldü. Olay yerine gittiğimiz zaman orada cenazenin başında bulunan kardeşi Murat ağabeyi Hüseyin'in öldürülmesini; "Ağabeyimle birlikte onun evine gidecektik. Kendisi Ceyhan da imamdır. Taşköprünün ayağına geldiğimiz zaman bir genç yanımıza yaklaştı. Tarsus dolmuşlarının kalktığı yeri sordu. Bilmediğimizi söyleyince bize sövdü ve ağabeyime bıçakla vurdu ve kaçtı. Bu adam uzun boylu, esmer, bıyıklı, yirmi beş yaşlarında, uzun dalgalı saçlı, üzerinde desenli boğazlı kazak olan bir şahıstır. Görsem tanırım. Kendisini ilk defa olay esnasında gördüm. Daha önce hiç görmemiştim ve tanımam." şeklinde ağlayarak olayı bize anlattı.

Ölen şahsın kardeşi Murat ile ben arabanın içinde arkada birlikte oturuyor hatta bu katil kişinin yakalanması için sağa sola koşturuyor, kahvelerde aramalar yapıyor, diğer ekiplerin de yardımları ile eşgale uygun bilhassa bi mekan kişiler toplanıp Bankalar Karakolunda tutuluyorlar ve biz yanımızda ki Murat'ı Karakola getirip teşhis ettirdikten sonra bu göz altında ki kişiler salı veriliyordu. Hatta bütün bu arama ve uğraşlardan netice alınmayınca bir Trafik Ekibine Mersin tarafına giden bütün araçları durdurup sıkı bir kontrolden geçiriyorduk. Bütün uğraşlarımız neticesiz snığı yalayamadık. Yalnız bütün bu koşuşturmalarımız devam ederken bir taraftan da arkada ben bu şahsa bazı sorular soruyordum. O zaman ki Bankalar Karakol Amiri olan Başkomiser Mehmet Canseven de kendi ekipleri ile canla başla bu işin peşinden koşturuyorlardı.

İlk baştan beri kafamı karıştıran bir şey vardı. Ölen Hüseyin'in kardeşi Murat, sanığın eşgalını bize verirken kendi eşgalını bize vermişti. Anlattığı şekilde boğazlı kalın kazak kendisinde vardı. Fakat olayın geçtiği yer de tam bimekan takımlarının bulunduğu ve böyle suçların işlenebilecği bir yerdi. Sonra öldürülen kişinin kardeşi idi ve ona 'Ağabeyini sen mi öldürdün?' diye sorulmazdı herhalde. Olaydan sonra dört beş saat geçmiş olmasına rağmen hiç bir gelişme olmamış sanık hala tespit edilememişti.

Bir lokantaya girip çorba içtiğimiz sırada ışıklarda baktığım zaman Murat'ın kaşının arkasında saçları ile açık yeri arasında bir damla kan aşağı kadar inmiş ve orada donmuş kalmıştı. Dikkatlı bakıldığı zaman görünüyordu. Hiç belli etmeden bir şeyler daha sormağa devam ettim. Kendisinin de kavgaya katılıp katılmadığını sordum. "Kavga hiç olmadığını, bıçak vuranın, konuşurken hemen vurur vurmaz kaçtığını" söyledi. Halbuki kavga ettiklerini söylese belki de kurtulacaktı. Çünkü biz o zaman kafasında ki yaranın kaçan sanığın darbesinden olduğunu sanacaktık. Kendisine çaktırmadan tuvalet yolunda ekip arkadaşım Şahin'e söyledim. O da olaya vakıf olduğu ve şüpheleri bu yönde olduğu için Nat Pinkerton Şahin arabay oturur oturmaz kelepçeyi Murat'ın koluna taktı ve "Bıçak nerede? Bizi uğraştırma" dedi.

Murat yalvarmağa başladı. "Bana yol verin. Ağabeyimin cenazesini Çorum'a memlekete götürüp defnedeyim. Gelip size teslim olacağım ağabey." diyordu. Bu olamazdı çünkü işin içinde cinayet vardı. Gittik, kanlı çakı bıçağı ve gömleğini sakladığı yerden aldık. Sonra Kısım Amirimiz Başkomiser Cihat Yalım'ın evine gittik. Zaten bu sırada sabah çoktan olmuş yeni mesai de başlamıştı. Şöyle anons etti. "624 Merkez; bu akşamki cinayet olayıyla ilgili yakalanan bütün şüpheliler salıverilsin. Sanık elimizde Tamam" dedi. Bir anda ortalık karıştı. Başta Vali olmak üzere herkes anonslarla bilgi istediler. Sayın Valimiz Lütfi Tuncel sizleri kutluyorum ve makamdayım  hemen bekliyorum." dedi.