Yine Kadıların mahkemeye baktığı devirler. İki kişi mahkemelik oluyorlar. Şahıslardan birisi demircidir. Kadı hazretlerine rüşvet olarak bir adet balta yapıp verir. Karşı tarafta kadı hazretlerine rüşvet olarak bir adet dana verir. Bu nedenle dava da bir türlü bitmek bilmez. Uzadıkça uzar. Her iki taraftan da rüşvet alınınca, davada hiç birinin aleyhine sonuçlanamıyor. Taraflarda diğer tarafın rüşvet verdiğini bilmiyor. Baltayı rüşvet olarak veren demirci, verdiği rüşvetin unutulduğunu sanır ve verdiği baltayı hatırlatmak için "Kadı hazretleri, sizlerde anladınız ki ben bu davada yerden göğe kadar haklıyım. Yalnız dava çok uzadı. Balta ile keser gibi kesiniz ve benim haklı olduğumu bildiriniz." der. Kadı da pişkin pişkin cevap verir "Kesmesine keseceğim fakat baltanın sapını tutamıyorum ki. Baltanın sapına dana pisledi." der.
12 Eylül 2013 Perşembe
11 Eylül 2013 Çarşamba
PANTOLONU YOK
Bırakın elbiseyi kokart ve amblemlerde de değişiklik olmaz. Tüzükte nasıl yazıyorsa her şey ona uygun olmalı. Uymayanlar hakkında da ciddi cezalar verilir.
Eskiden Adana Emniyet Müdürlüğü Lojistik Şube de bir Başkomiser vardı, Mardinli Mazhar Bey. Bu adam olayların etkisinden mi ne, çok sinirli yanına gittin mi adamı hiç konuşturmaz. Hele bizim gibi yeni polislere "Behice Boran'ın piçleri" derdi. Bu Başkomisere memuru, amiri ve müdürü özel olarak yanına gelirler, bir şeyler söyler kızdırırlar, yerine göre küfürü yerler ve rahatlayıp geri yerlerine dönerlerdi.
Benim de dikkatimi çekmişti. Resmi elbiseli bir başkomiser, doğru bir görev vermemişler, Emniyet Müdürlüğünün bahçesinde ve çay ocağında dolanıp durur, önüne gelene küfür ederdi. Belinde kocaman Turalı Polis tabancası kemerinden sapı aşağı namlusu yukarı asılı dururdu. Anlayacağınız tabanca kılıfı o kadar eskimiş ki dengesini kayıp etmiş, kendiliğinden belinde tabanca ters dönüyor, sapı aşağa, namlusu yukarı oluyordu.
Gördüğü olayların etkisiyle böyle sıyırmış, deli insanlar ara sıra teşkilatımızda görülür fakat geri hizmetlerde tutularak emekli olana kadar idare edilirlerdi. Bu Başkomiserimiz de işte bunlardan biriydi galiba. Karşıyaka da Çingenelerin mahallesinde oturduğu için genelde göreve sivil gelir, bürosuna gelince resmi elbisesini giyer, akşam giderken de resmileri çıkarır, tekrar sivil elbiselerini giyerek evine giderdi.
Kendisi yaşlı ve çok babacan bir görünüme sahipti. Dedim ya millet takıla takıla da onu delirtmişlerdi. Hatta tüm teşkilatta onu tanımayan ismini duymayan yoktu. Herkes onu kızdırmak için yanına gelirler ve kadronun hepsi de Mazhar Baba diye kendisini tanırlar ve severlerdi.
Bir sabah yine sivil elbiseleri ile göreve gelmiş. Mazhar Baba Eşini hastaneye götürecek, sıkıntılıdır. Elalem onun dertlerini ne bilsin?
Bir gün önce yengeyi hastaneye götürmüş, işlemler uzayınca sen bekle geleceğim deyip eşini hastanede bırakıp Emniyet Müdürlüğüne gelmiş, geri gitmeği unutmuş. Akşam eve gidince bakmış ki hanım ev de yok. Aklına gelmiş hastanede olduğu. Gece gidip hastane parkında bankların üzerinde uyurken bulmuş hanımını ve evine getirmiş. O gün de yine hanımın dünden kalan bazı tahlilleri var hastaneye gidecek.
İşlerinin hastanede kolay hallolması için resmi gidecek. Sabahtan Emniyet Müdürlüğünde resmi elbiselerini giyerken bazı amir arkadaşları takılır, memurlar da destek verir kendisini kızdırırlar. O bir birini, bir öbürünü söverek tabanca elinde kovalar fakat yakalayamaz. Hepsi bir tarafa kaçarlar. Resmi elbiselerini öyle kızgın kızgın giyer ve söve söve gider Emniyet Müdürlüğünün önünde Lüks Otel in karşısında otobüs durağında, otobüs beklemeğe başlar.
Eskiden Adana Emniyet Müdürlüğü Valilik Binasının hemen arkasında Lüks otelin az ilerisinde, önünde otobüs durakları olan tam bir merkezi yerdeydi. Adana da her taraftan gelen dolmuş ve otobüsler bu duraklara uğrar oradan gidecekleri yerlere giderlerdi.
Vakit sabah tam saat 09.00 sıraları. Mazhar Baba resmi elbiselerini giymiş orada belediye otobüsü bekliyor. Vali de o yoldan tam göreve geleceği saatler. Ve en nihayet Adana Valisi arabasıyla oradan geçerken Mazhar Baba Valinin arabasını görünce hemen toplanıp, elini şapkasına götürüp ihtiyar olmasına rağmen Valiye çakı gibi bir selam verir. Vali de farkına varır ve arabanın içinden elini kaldırıp selamına karşılık verir, memnuniyetini bildirir fakat hayret gözlerine de inanamaz hemen elini geri indirir.
Makamına gider gitmez daha yerine oturmadan Emniyet Müdürünü arar ve çok acele durağa adam yollayıp orada bekleyen Başkomiseri çağırtmasını ister. Emniyet Müdürü de odacıyı yollayıp Başkomiseri yanı Mazhar Babayı çağırırlar. Odacı da bakar Başkomiser çok sınırlı bir şey söyleyemez fakat o da için için çaktırmadan güler. Odacı, Başkomiser Mazhar Beyle birlikte Emniyete geri gelirler.
Yalnız bu sırada Başkomiseri gören herkes gülmektedir ve kendisine garip garip bakmaktadırlar. O da onlara küfürler etmektedir. Durakta da herkes ona bir acayip bakmakta idiler, acaba anormal bir şey mi var? Yok canım ne olacak? Mazhar Baba biraz ihtiyar ama resmi elbiseli çakı gibi Başkomiser. Başmüdürün makamına girerken şapkasını çıkarır, sol eline alır, içeri girer girmez başı ile bir selam verir ve "Beni emretmişsiniz, Sayın Müdürüm" deyip esas duruşta beklemeğe başlar.
Müdür Bey Mazhar Beyi üstten aşağı iyice süzüp inceledikten sonra; "Mazhar Bey, poliste kıyafet tüzüğü ne zaman değişti?" diye sorar. "Değişmedi Müdürüm" der. "Öyleyse senin bu vaziyetin nedir? Giyim kuşamını bir kontrol et." der. Mazhar Baba yukarıdan aşağı kendi üzerine bir bakar ki, hem kızgınlıktan, hem de telaşeden pantolon giymeği unutmuş ve pantolonsuz gitmiş durağa. Her tarafı resmi, hem de nizami fakat üzerinde pantolon yok, giymemiş. Vali rastlamasa hastaneye de öyle gidecekmiş.
Kravatı takılı, montun üzerinden kemer takılmış, tabanca filan hepsi tamam, sadece pantolon yok. Alt tarafında pantolon yerine beyaz uzun bir iç donu var. Vaziyetini kendi gözleri ile görünce daha bir şey söylemeden “Müdürüm müsaade et o beni bu sabah kızdıranların iki tanesini öldüreyim.” Der ve oradan fırlar, gider.
Kendi memurları bir kaç gün göreve gelememişler ve ceza almışlar. Kendisi de o sıralar zaten emekli olup gitti.
İnsan bir işe sinirli veya vesveseli başlarsa her şeyi eline yüzüne bulaştırır. Her zaman soğukkanlı ve sakin olmakta fayda var.
10 Eylül 2013 Salı
EN GÜZEL
(Önce MAŞALLAH deyiniz)
Zengin bir bayan malikanesinde yaşarken, bir gün hizmetçisini çağırır ve eline bir sefer tası vererek "Bunu okula getir torunuma ver, yesin" der. Hizmetçi kadın da işe yeni başladığı için çocuğu tanımamaktadır. Ve hanımına "Torununun adı nedir? Nasıl bulacağım?" diye sorar. Hanım "Okula gittiğin zaman sağa sola bak. En güzel çocuk hangisi ise, O benim torunum dur. Sefer tasını ona ver." der. Hizmetçi kadında okula gider. Sağa sola bakar ve en güzel çocuğa sefer tasını verir. Akşam olunca malikanenin çocuğu eve gelir. Kendisine niçin yemek göndermediklerini sorar. Babaannesi ve dedesi de hizmetçi kadını çağırıp O na sorarlar. Hizmetçi Kadın şöyle cevap verir "Efendim siz okulda "En güzel çocuğa verin dediniz. Bende okulda bütün çocuklara baktım. En güzel çocuk benim torunum du. Onun için sefer tasını benim torunuma verdim. der. Bütün çocuklar çok güzeldirler. Hepsini çok seviyorum. Allah hepsini bütün kötülüklerden, savaşlardan ve nazardan korusun. Dokuz aylık olmasına rağmen, peçete ile ağzını silerken acıtabilmişiz ki; daha sonraları elimizde peçete gördüğü zaman, alıp oturduğu yerin altına sokarak saklıyor. Babası da öyleydi. Bir yaşını geçtikten sonra kendisine bozuk para verdiğimiz zaman avucuna alır, parmaklarını yumardı. Çünkü o zamanlar kocaman olan beş lira demir para da parmakları arka tarafa ulaşmazdı. Diğer demir paralarda parmakları arka tarafa ulaşırdı. Öyle ölçerek anlar ve ulaşırsa beğenmez geri iade eder. Ulaşmazsa beş lira olduğunu anlar, alır kabul ederdi..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)