SAYFALAR

7 Temmuz 2012 Cumartesi

HAKİM'DEN RÜŞVET

1998 yılı, Gece saat 02.00 sıraları. Ahlak Büro Amirliğinde otururken o zamanlar yeni çıkan Erikson marka antenli cep telefonum çaldı. Bir bayan ağlamaklı bir sesle Ahlak Amiri olup olmadığımı sorduktan sonra Balgat ta bir adres vererek, 'Kocasının bu adreste kumar oynadığını, çok mağdur olduklarını, bütün varlıklarını kumara verdiğini, onu yakalarsam yuvasını kurtarabileceğimi, yoksa yuvasının yıkılacağını' acınacak bir şekilde bana izah etti.

Kadının yalvarmasına karşılık çok etkilendim. Şoförümle birlikte giderek önce bu verdiği adresi tespit ettim. Bu yer bir avukatlık bürosu idi. Değişik isimler adı altında kumarhane de olabilirdi. Çünkü daha önce normal evlerde bile kumar yakalamıştık. Gece çok geç saatler de bu yere gittim. Her iki pencereden içeride ışıkların yandığını gördüm. Bu saatte ışıklar yandığına göre avukatlık bürosu adı altında gerçekten bir kumarhane olabilirdi. Çünkü gece avukatlık bürosu çalışmazdı. Kapının ziline bastım ve kapıyı bir gözü kör bir adam açtı. Kim olduğumuzu, ne istediğimizi sordu. Avukatla görüşüp bir dava hakkında bilgi alacağımızı söyledim. Önce içeri almak istemedi. "O avukat benim burada sorun!" dedi. Biz hem bir çay içeceğiz dedik ve girdik. Bizi içeri boş bir odaya aldı ve "Ben avukatım, burası bana aittir. Buyurun." dedi. Kendinden başka 20-25 kişi daha vardı ve hepsi ayrı ayrı odalarda oyun oynuyorlardı.

Çaylarımızı içip bu bir gözü kör avukata güya derdimizi anlatıp bilgi alacağımız sırada, olup bitenleri de göz ucuyla takip ediyorduk. Yan tarafta ki bir masada 'yanık' tabir edilen oyun bitmiş, kazanan şahsa paralar teslim ediliyordu. Hemen oturduğum masadan kalkarak kendimi tanıttım ve paralara el koydum. Oyun kağıtları, mano ve sayıları kayıt not defterine el koydum. 16.000,00tlye yakın para, bir miktar da dolar yakalayıp aldıktan sonra masada bulunup oyun oynayan dört kişiden kimliklerini istedim. Yalnız ta baştan bir gariplik olduğunu hissettim. Kimse yerinden kıpırdamadığı gibi kimlikleri de vermediler. O oyuncuların yanında herkes şaşırmış diğer masalar da oturup oyun oynayanlar da gözleri ile beni ve şöförumu süzüyorlardı. Yanı kısacası beni hiç mi hiç takmadılar. Çok sinirlendim fakat hiç belli etmedim. Kapıyı açan ve bana kendini avukat olarak tanıtan o kör adam yanıma yaklaştı. "Başkomiserim, bu yakaladığın adamların hepsi hakim ve savcı. Burada eğleniyorlar. Bu akşam müsaade et, bende zaten burayı kapatacağım." dedi. Hemen belimden el telsizini çıkardım ve "Merkez bütün televizyon ekiplerini uyarın adres bildireceğim. Bu yere gelsinler" diye anons ettim fakat telsizin mandalına basmamıştım. Yanı sesim gitmedi de sadece orada olanlar bu söylediklerimi duydular. Onları basın yoluyla korkutmak istedim. Hakimlerden biri "Başkomiser sen ne yapıyorsun? Bunu yapana kadar hepimizi öldür daha iyi" dedi.

Adres doğru. Kumar da oynanıyor. O da doğru. Bu geldiğim yer avukata ait bir Büro, fakat bu ad altında savcı ve hakimlerin kumar oynadıkları bir kumarhane. Kumar nedir? Kabahat nev'inden bir suç. Cezası var mıdır? Hayır.

Hemen benim jeton düştü anladım. Ankara nın benden korkan gayrı meşru kişileri ve kabadayıları beni hakim ve savcılarla karşılaştırıp tuzağa düşürmek için bu yere göndertmişler. Trabzonlu bir Savcı vardı. "Boş ver Başkomiser gel bir yanık oynayalım da öyle git belki kazanır sın?" dedi. Ona hiç cevap vermedim.

Birer çay daha içtikten sonra, aldığım para ve kumar delil belgelerini geri bıraktım ve dostane bir şekilde bu yerden ayrılırken, hakimlerden 3. Ağır Ceza Reisi "Başkomiserim hiç olmazsa şu yakaladığın parayı alda harçlık edersin, afiyetle ye" diye şakalaştı. 

Acaba alsam bana ne yaparlardı? Ben de cüzdanımı gösterdim ve "Hiç te param yok. Verseniz çok iyi olur." dedim ve gülüştük. Oradan kazasız belasız ayrıldım. Fakat hafızamdan da silinmedi. İki sene sonra anladım, esas bana bu tezgahı kuran birlikte çalıştığım Asayiş Şube Müdürü Mustafa ve Gasp Amiri Ahmet Beyler imiş.

6 Temmuz 2012 Cuma

TAVUKLARIN GAZABI

1974 yılı Adana, millet vekili Ahmet Topaloğlu sık sık Adana'ya gelir, bazen Ceyhan'a geçer, her geldiği zaman da eskort isterdi. Bölge Trafik Ekiplerinden hangisi denk gelirse eskortluk ederlerdi. Zaten iki tane ekibi olan Bölge Trafiğin ekip otoları resmi plakalı Alman hibesi, oldukça yeni Ford binek arabaları idi.

Bu araçlar diğer polis otolarına göre hem yeni hem daha bakımlı idiler. Çünkü Adana yol byu güzergahlarında hizmet verirlerdi. Bir pazar günü Niğde İl sınırından bu Vekil Ahmet Topaloğlu nu almak için bir Bölge Trafik Ekibi istendi ve ekibe Merkez anons ederek görev verdi. Dört kişiden oluşan ekip tam bu sırada anonstan önce Tekir de yemek yemek için bir köyde mola vermişler. Evlerine götürmek üzere de köylülerden birer tane tavuk satınalmışlar. Otolarının bagajında tavuklar canlı, kanat ve bacakları bağlı olarak durmaktadırlar. Akşam görevden çıkıp evlerine gideceklerken götürüp kesip çoluk çocukları ile yiyecekler.

Birden eskortluk emri verilince ekipteki Polis Memuru Maraş lı Mustafa nın sevk ve idaresinde ki Ekip otosu, yemek dahi yemeden aceleyle giderler ve belirtilen yerde eskortluk görevini devralırlar. Misafirleri oraya kadar getiren Niğde Bölge Trafik Polislerinden oluşan eskort geri döner. Konvoy halinde gelirlerken Adana İl sınırında, Adana Valisi Lütfi Tuncel de kendi arabasıyla konvoya katılır.

Önde eskort Adana Bölge Trafik Ekibi, arkada Millet vekili Ahmet Topaloğlu, onun arkasında Adana Valisi ve avaneleri ile konvoy Ceyhan a doğru hareket ederler. Tam Raşit Ener Türistik Tesisleri diye bir yer vardır onun önünden geçerlerken aksilik ya eskortluk görevi yapan Bölge Trafik Ekibin Ford otosunun bagajı açılır. Bagajda ki dört canlı tavukların ikisinin bacak ve kanatları da çözülür. Diğerleri bağlı olarak tavukların hepsi dört tavuk birden "vak..vuk...vak" diye polis otosunun bagajından dışarı fırlayarak kara yolu üstünde etrafta uçuşmağa başlarlar.

Hemen Vali Anons etti; O zaman Vali nin telsiz kodu Bir di.
- Bir-Merkez
- Merkez dinliyor sayın Valim!
- Bölge Trafiği uyarın. Eskortluk yapan ekibin hepsini açığa aldım. Hemen yeni bir ekip yollasınlar.
Yedi aya yakın açıkta kaldılar. Kendilerine para toplayıp yardım ettik.

5 Temmuz 2012 Perşembe

HALA SİMSİYAH

Fransız Devlet Başkanı Charles de Gaulle'u (De Gol) herkes bilir ve çok iyi bir devlet adamı olduğu söylenir. Birde yaveri varmış De Gol'un; çok tatavatsız, ne zaman, nered ne konuşacağını bilmeyen adam. İsmi de var fakat şimdi hatırlayamadım. Bu Yaver'in tatavatsız olduğunu De Gol dahil herkes bilirmiş fakat iyi bir devlet adamı olduğu için De Gol de göz yumar kendisinden geçemezmiş.

Kim bilir ne potlar kırmış ki De Gol bir ülkeyi ziyarete giderken hep tembihler; "Aman ha yine bir popt kırma." dermiş.

Bir gün üst düzey bir ziyaret için İngiltere'ye gideceklermiş. Daha gitmeden De Gol Yaverini çağırmış ve yine tekrarlamış "Ne olur? olur olmaz konuşup ta bizi rezil etme." demiş. Yaver "Kesinlikle konuşmam, sizleri rezil etmem, Başkanım" demiş ve İngiltereye gitmişler. Olacaktan kaçınılmaz derler ya; yemekte Bu tatavatsız Yaver ile İngiliz Kraliçesi Elizabet tesadüfen yan yana oturmuşlar.

Aralarında havadan sudan konuştuktan sonra mevzu bitmiş, konuşacak bir şey kalmayınca, patavatsız Yaver, Kraliçe' ye sormuş:"Matmazel elleriniz niçin bu kadar çok beyaz ve güzel?" diye. Kraliçe ne desin? "Şey... on seneden beri eldiven kullanıyorum, galiba ondan böyle beyaz ve güzel" demiş.

Bunun üzerine Yaver, Elizabet'e; "Hayret yahu, elli seneden beri kilot giyiyorum, kasıklarım hala simsiyah, görmek ister misiniz? Matmazel! demiş.