SAYFALAR

9 Temmuz 2012 Pazartesi

YAŞ TÖĞİYİR

Kahvede bir kaç Erzurumlu konuşuyorlar.
Anlaşıldığına göre bir tanesi ameliyat olmuş, hastaneden
yeni çıkmış ve anlatıyor:
-Doğtur beni ameliyat edeceğ. Ameliyat masasında yatırem. Bele doğturun iki gözünden boncuğ kimi yaşlar toğüliyir;
"Yavrum sene yezığ değil mi? Bu yaşte bıçak alltıne yatırsın" diyor.
Anlatılanlara kulak misafiri olan biri, yan masadan bağırıyor;

-Ola bağ. bağ. itoğlu it, hangi doğtir hastası için gözlerinden yaş töğiyir lo?

8 Temmuz 2012 Pazar

İKİ ŞAHİT

1977 yılında Adana Dağlıoğlu Mahallesinde; kendine ait bakkal içerisinde 60 yaşlarında bir şahıs akşam üzeri bıçaklanarak öldürülmüştü. Olay faili meçhuldu. Çevreden araştırma yaptık.

Hemen yanındaki derme çatma şalgamcı ve orada çalışan iki genç çocuklar Damadı Dursun'un kendisinden para isteyip vermeyince öldürdüğünü söylediler. Şahit olan adam kalın camlı bir gözlük takıyordu. O saatte o gözlükle göremezdi. Bu adamın yanında çalışan iki genç çocuk ta aynı şekilde gördüklerini, damadın kayın pederini öldürdüğünü söylediler. Ölen şahsın damadı Dursun'u yakaladık. Sarhoş biriydi, fakat cinayet işleyecek tip değildi. Zaten yemin billah etti ki "Ben öldürmedim" O şekilde ifadelerini alıp Adliyeye yolladık, Dursun tevkif oldu. Fakat bu öldürdüğüne bizlerde inanmamıştık. Bir ay kadar sonra cezaevindeki Dursun bir mektup bıraktı; "Kayın pederimi öldürmedim. Kim öldürdü ise faili bulunsun. Ben bu leke ile yaşayamam." diye tazıyordu. Üzerine benzin döküp kendini yaktı ve öldü.

Bir yıl kadar sonra şüpheli olarak yakalanan Mardin'li iki kişi öldürdüklerini itiraf ettiler. Olay yeri tesbit tutanağında gerçek fail oldukları ve gasp için olayı işledikleri anlaşıldı. Meslek hayatımda bir kaç defa böyle olaylarla karşılaştım. Onun için her zaman derim "Söylenenin yüzde dördüne, gözlerinizle gördüğünüzün yüzde kırkına inanın." Gözünüzle gördüğünüz ve doğru bildiğiniz bir olayda dahi, zaman sonra yanıldığınızı, hatta çok yanıldığınızi anlayacaksınız.

ELMAYI VURDU

Yıl 1980 Anakara Emniyet Müdürlüğü, yer 19 Mayıs Stadyumu Asayiş Ekipler Amirliği. Olayın kahramanları; sarhoş bir Başkomiser, onun şoförlüğünü yapan gece bekçisi, bazı amirler ve Seyran Bağları dolmuşunda bulunan vatandaşlar.

Olay şöyle gelişir;
Gündüz Gurup Amirliği yapan Başkomiser Selçuk Bey, orada bulunan arkadaşları ile atışlardan bahsederler. Selçuk Bey'in sarhoş olduğunu bilenler daha ziyade kendisi ile dalga geçerler. Hepsi bir palavra uydurup anlatarak tabanca ile çok iyi birer atıcı olduklarını iddia ederler. İddia gittikçe ciddileşir. Sen iyi atamazsın, ben iyi atar vururum. Yok sen atamazsın ben atar hedefi vururum diye tartışırlarken Başkomiser Selçuk Bey karşı tarafta kendisine şoförlük yapan Hoca diye tanınan Bekçi Abidin'i görür ve çağırır. Bekçi Abidin de nizamiye girişinde ki tablacıdan iki kilo elma almış, arabaya koymağa getirmektedir. Selçuk Bey "Abidin, Abidin." diye çağırır. "O elinde ki nedir?" diye sorar. Abidin de "Elma." diye bağırınca, "Koy bir tanesini başının üzerine." der.

Bekçi Abidin elinde ki poşetten bir elma başının üzerine koyar. O güya şakalaştıklarını ve eli ile nişan filan alacağını düşünür fakat Başkomiser Selçuk Bey belinden çektiği gibi, makaralı dedikleri Barabellüm tabancası ile "TAAK" diye bir el ateş eder. Herkes şaşırır. Ne yapacaklarını bilemezler. Bekçinin kafasının üzerinde ki elma parçalanır, dağılır fakat bir süre sonra da bekçi Abidin yere yığılır. Herkes olup bitenleri şaşkınlıkla izlerken bekçiye bakarlar, kontrol ederler ki vurulmamış. Elmanın suyu alnından aşağı akarken kan akıyor sanmış ve o korkudan bayılmış yere düşmüş. Başkomiser dönmüş geri iddia ettikleri kişilere "Ben işte böyle iyi atıcıyım var mı bir diyeceğiniz?" demiş. Bekçiye kolonya filan verip aklını başına getirmişler. Elini yüzünü yıkayıp biraz kendine geldikten sonra izin vermişler. Seyran Bağlarında bir gece kondu evi vardı, oraya gitmek için Ulus ta Seyran Bağları dolmuşuna binmiş ve evine gidiyor. Çoktan millet duymuş ve dolmuştaki yolcular Bekçi Abidin'in başından geçen bu olayı anlatıyorlar. Sivil olan olayın kahramanı bekçiyi tanımıyorlar ya ne bilsinler ki orada. Birisi diyor ki "Ya şurada Ekiplerde bir Başkomiser Bekçinin başına elma koydurmuş ve giyomtel gibi ateş ederek elmayı vurmuş. Bekçi de korkudan düşmüş bayılmış." Diğer birisi de: "Vah, vah. Yazık iyi adam ölmedi filan da, diğer bir tanesi; Hadi o İ.. Başkomiser ateş etti, O şerefsiz eşşoğlueşşek bekçi de elmayı başının üstüne niçin koydu? Kardeşim" diyormuş.

Bizim bekçi kendisine edilen küfürlere ve hakaretlere daha fazla dayanamadığı için daha evine gidemeden yarı yolda dolmuştan inmiş. Bilmem sizler hangisine kızacaksınız? Fakat bence içkinin şişede durduğu gibi durmadığına bir kez daha inanalım ve içmeyelim..Olur mu?