SAYFALAR

11 Mayıs 2013 Cumartesi

TEKERLEGİSİ

Vaktiyle Elazığ da bir şahıs yaşamış. Ali Şeker  herkes bilir ve anlatırlar. Karadeniz in Temel'i var. O hayal ürünüdür. Fakat Elazığ'in Ali Ş. 'in olduğu doğrudur. Elazığ da ilk defa eski bir kamyon alıp bu kamyon ile bir çok maceralar yaşamıştır. Bence insanı en saf olan bölge Elazığ dir. İşte Ali Ş. in bir macerası:

Ali Ş. nin kullandığı kamyonun motoru arıza yapmış. Arabanın kasasını bir meydan da dört takoz üzerinde bırakarak, ön kısmını alıp tamire götürmüş. Aradan epey zaman geçtikten sonra Ali Ş. in parası kalmayınca, bu takoz üzerinde ki kasanın yanına gitmiş. Arka kapısını açarak, önünde durmuş ve başlamış bağırmağa "Palu'ya bir, iki. Palu'ya bir, iki" diye. Millet sıraya geçmiş ve herkesten bir lira alarak kamyon kasasına doldurduktan sonra, Ali Ş. kayıplara karışmış. Parayı verip binenler "Hadi Ali Ş. bulunda gidelim. Beklemekten sıkıldık" demişler. 

Bir kaç kişi inmiş Ali Ş. 'i ararlarken yolculardan birinin dikkatini çekmiş "Bizim arabanın tekerlegisi yoktur." demiş. Bakmışlar gerçekten yok. Takoz üstünde duruyor. Hepsi inmişler incelerken iyice bakmışlar ve görmüşler "Aaaa.. Bizim arabanın şoför mahallısı da yoktur." demişler ve birde o zaman Ali Ş. in kendilerini kandırdığını anlamışlar.  

9 Mayıs 2013 Perşembe

BABA-OĞUL


baba-oğul
İyi uyuşuyorlar MAŞALLAH. Fakat baba-oğul ikisi de ayrı ayrı yerlere bakıyorlar. Babanın nereye baktığını sorup öğrenebiliriz. Oğlunun nereye baktığını nasıl öğreneceğiz? Biri bir tarafa, öteki başka bir tarafa bakıyorlar. Acaba bakış açısı şimdiden değişiyor mu? Yoksa baba oğul ilginç bir olaya mı şahit oluyorlar? Ne ise büyüdüğü zaman nereye baktığını, Demir Can'a sorar öğreniriz.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

SAKLI SALON

1998 Ankara Ahlak Bürosu, kumar makineleri ve tombalanın yasak edildiği ilk zamanlardı. Ben hiç zengin biri değildim fakat kimsenin de parasında gözüm yoktu. Ben para yemediğim içinde mekan sahipleri güvenip te gayri meşru iş yapamazlardı. Bu nedenle benden çekinirlerdi. Zaten bu göreve geldiğim ilk gün yanımda çalışan arkadaşlarıma söylemiştim. "Ben bir kimseden 10 lira para yersem sizler de 100 lira yeyin. Ben yemezsem sizler de yemeyeceksiniz." diye. Emekli arkadaşlarımdan bana akıl verenler olurdu "Recep, çeşme akarken musluğu açık tut ve bidonları doldur. İki mekancıya yol ver. Haftada 20.000 dolar kazan" diyorlardı. Ben o kirli paraya içinde fakir insanların hakkı olan o kumar paralarını almağı hiç istemedim ve almadım. Ben teklif eden arkadaşlarımı kıramadığım için sadece güler geçerdim. Ve kesinlikle yolsuzluklara ve başkasının hakkını yiyenlere göz yummazdım.

Esat Caddesinde yan yana iki kafe vardı. Bu iki kafe çok dikkatimi çeker fakat hiç bir zaman da içerilerinde doğru dürüst adam olmaz her zaman bakmama rağmen hiç bir şey yakalayamazdım. Bu lüks yerin suyu nereden geliyordu? Bir türlü anlamıyordum. Bir akşam üzeri bu yerlerin bir tanesine girdim. Genç bir delikanlı vardı ve biraz şımarıkça "İşte gördüğün gibi amirim sayende müşterimiz yok. Biz de bir şey kazanamıyoruz. Nasıl canın rahat etti mi?" dedi. Mekan sahibinin de Asayiş Şube Müdürü Mustafa Bey'in yakın arkadaşlarından olduğunu dışardan bazı sivil arkadaşlarımdan duyuyordum. Ben de biraz şüpheli idim. Çünkü o civarda ki mekanlara baskın yapıp kapatmamı istiyordu. Bu işte bir ali cengiz oyunu var, fakat ne idi ve nasıl anlayacaktım? Bir kaç tane pavyon garsonuna görev verdim. Oralara takılıp bana bilgi vermelerini, ben de bazı önemsiz suçlarında onlara göz yumacağımı söyledim. Bir bilgi sahibi olurlarsa her an için beni direk aramalarını iyice tembihledim. Beş on gün ses seda yok, hiç bir şey öğrenemedim. Bir gece cadde de bu adrese yakın yerde yürürken birisinin benden saklanarak kaçtığını ve o cıvar da kayıp olduğuna şahit oldum. Saat 01.30 da ancak bu yere girmiş olabilirdi, çünkü girilecek başka bir yer yoktu. Dışarıdan kontrol ettim, arka tarafta sönük bir ışık yanıyor, fakat ne kadar uğraştımsa kapıyı açtıramadım. Ertesi akşam bir ticari taksi vererek, sadık memurlarımdan birini müşteri bekliyormuş gibi, bu yerin karşısında ticari taksinin içinde beklettim. Gece saat 02.30 da telefon açarak mülaki olmak istedi. Maltepe de çorbacılara çağırdım. Çok sayıda kumarcının buraya girdiğini fakat ışıkların yanmadığını, dışarı da çıkmadıklarını söyledi.

Saat 03.30 da ne kadar uğraştıysam yine kapıyı açtıramadım. Zaten dışarıdan hiç bir ışık veya faaliyet fark edilmiyordu. O anlaştığım pavyon garsonlarından biri gündüz yanıma geldi ve kendisinin de şaştığı o inanılmaz oyunu bana anlattı. Her gece çok sayıda kişinin kumar aletleri ve ruletlerle  bu yerde kumar oynadıklarını anlattı.

Ertesi gece hiç kapıyı çalmadım. Arka taraftaki yüksek duvara merdiven dayayıp çıktım. Arka pencereden içerde iki kişi gözüküyordu. Loş bir ışıkta oturuyor arada bir de kalkarak duvarda ki hedefe oklar atıyorlardı. Biri o şımarık çocuk. Cama vurduktan sonra zorla kapıyı açtırdık. İki kişi oldukları için onlar çok rahattılar. O şımarık çocuk yine bana "Amirim geldiniz ama yine kimse yok. Gözlerinle gördün işte niçin çıkıp gitmiyorsun?" dedi. Sağ ayağımla göğsünün ütüne bir tekme vurdum ve olduğu yere oturdu. Onun sesini öylece kestim. Ve başka da kimseye bir şey sormadım.

Pavyon garsonunun verdiği bilgiye göre sağ tarafta büyük bir kitaplık vardı. O kitaplığa yöneldim. Sağını solunu inceledikten sonra sağ tarafta ki gizli mandalı buldum ve çeker çekmez o koca kitaplık bir kapı gibi açıldı ve içerde ki kadın erkek 30-35 kişi ile karşılaştık. Hemen adamları teslim aldık. Bir kaç tane de amir sınıfından polis vardı. Onların kimliklerini alıp bıraktım. Diğer kumarcılar, kumar aletleri ile Büromuza götürdük. Amerikan filmlerin de bile olmayan kumar aletleri vardı. Tombala oyunu da oynanıyordu. 40 bin lira civarında para yakalamıştık. Ondan sonra da daha burada hiç bir faaliyet gösteremediler.