Geçen seferlerde anlatmıştım. Süleyman Sırrı Prodan Adana Belediye Başkanı
Ege Bagatur ve yardımcısı Ahmet Albay'ı yaraladığı zaman firar etmişti. Her
tarafta yakalamak için çalışmalar yapıyorduk. Böyle durumlarda bazı vatandaşlar
düşman oldukları kişilerin isimlerini yazarak, o kişileri polisle
karşılaştırmak ve intikam almak için isimsiz olarak ihbar mektubu yollarlar.
Fakat polis suçluyu yakalamak için çare aradığından mecbur bu ihbarları da
değerlendirirdi.
Hele bazı ihbarlar Cumhurbaşkanlığına Veya Başbakanlığa yapılır. Başbakanlık
kayıt alıp İçişlerine havale eder, İçişleri de kayıt verir ve Emniyet Genel
Müdürlüğüne Bu şekilde kayıt ala ala ta o bildirilen yer Emniyet Müdürlüğüne
gelir. Burada ilgili Şube ve Büroya gönderilerek her yerde kayıt görür. Bu
evrağın neticesini polis ta gelen yere zincirleme tekrar bildirir ve evrak
kapanır. Kim bildirmemişse evrak orada açık kalır ve o birimin üzerine görünür.
Hesap sorarlar mesuliyetli işlerdir. Bazen Amirimize kızdığımız zaman bir evrak
kayıp olsa da hesap sorsalar derdik. Arkadaşlar kendi aramızda tabi.
İşte Süleyman Sırrı Prodan Adana Belediye Başkanını ve Yardımcısını ağır
yaraladığı zaman Böyle bir ihbar mektubu geldi. Taa Cumhurbaşkanlığına gönderilmiş.
Hatay da bir isim ve adres verilerek güya Süleyman Sırrı Prodan'ı
evinde saklıyormuş. Başbakanlık İçişleri Bakanlığına, İçişleri de Emniyet
Genel Müdürlüğüne, Genel Müdürlük te gereğinin çok acele yapılması isteğiyle
olay Adana da işlendiği için Adana Emniyet Müdürlüğü ne göndermişler. Gerekli
havalelerden sonra çok acele ve gizli olarak Cinayet Masasına geldi.
İhtimal vermememize rağmen yine de tedbirli davranarak hazırlık yapıldı ve
başta Kısım Amirimiz Cihat Yalım başımızda olmak üzere beş kişilik ekip
arkadaşlarımıza ve Kısmımıza ait Reno Toros arabamıza Valilikten onayı
alındıktan sonra, gece Hatay-Samandağı'na doğru yola çıktık.
Başkomiserimiz ile hep birlikte olduğumuz için pek serbest davranamıyorsak
ta O bir şeyler anlatıyor bizler de yeri geldiği zaman gülüyorduk. Çok sıcak
olduğu için arabamızın bütün camları açık, havada püfür püfür esiyordu. Ön
tarafta oturan Başkomiser imiz Cihat Yalım Cumhurbaşkanlığından gelen bu havaleli
ihbar mektubu belgesini araba ışığı ile elinde tutmuş okuyordu. Tam Ceyhan
köprüsünü geçeceğimiz sırada, birden rüzgar elinden aldı ve birbirine
zımbalanmış iki üç adet kağıtlı bu resmi belgeyi uçurdu gitti. Az ilerde tam
köprü ayağında şoförümüz Komando Emir Aybı arabayı durdurdu. Hepimiz arabadan
aşağı döküldük. Başkomiser “Yandık arkadaşlar.” Diyordu.
Malatyalı Pinkerton Şahin Ağan
çok iyi yazışma bilirdi. “Bir şey olmaz, korkmayın Başkomiserim. O evrağın
aynısını yaparız.” Dedi. O biraz başkomiseri ve bizi rahatlattı. Karanlıkta çakmaklarla
o uçan evrağı aramağa başladık. Fakat o evrağı bulmak hiç imkansız gibi bir
şeydi. Gece karanlık. Doğru dürüst ışığımız yok. Köprünün altlarından
yanlarından her tarafı aradık. Sonra suya düşmüş su da götürmüş olabilirdi.
Oraya kadar ki olan neşemiz ve moralımız her şeyimiz bir anda bozuldu.
Ben
ümidimi kestim ve arabanın yanına geldim. Başkomiser de az evvel gelmiş pişman
bir vaziyette arabada oturuyordu. Bulunma ihtimalı hiç yoktu. Ve o evraksız da
bizim işimiz çok yaştı. 'Ne yapacağız' diye dertleşirken bütün arkadaşlardan sonra en son Komando Yaşar geldi,
Yaşar Turgut. Elinde bir şey yoktu. Başkomiser "Yok değil mi arkadaşlar? Mahvolduk" dedi. Ağrılı Komando Yaşar; "Niye mahvolalım ki ben evrağı
buldum Başkomiserim." dedi ve cebinde saklamıştı, gülerek çıkardı. Gerçek o evrak
mıdır? Diye, hepimiz de aldık baktık. Doğru o evraktı fakat nasıl buldu? Acaba Başkomiserin elinden çekti aldı da bizler rüzgar mı aldı bildik diye de düşündüm fakat o da
imkansızdı. Çünkü Yaşar korkar öyle yapamazdı. Sanki bir mucize olmuştu. Nasıl bulduğunu hala anlamış
değilim.
Orada kendi
aramızda bir bayram havası yaşandı ve neşeyle, fıkralarla yolumuza devam
ettik. Evrağı Başkomiser torpido gözüne koydu ve bize de tembihledi geri Kısma
gelene kadar hiç çıkarmadık. İhbar asılsız çıktı. Tutanaklar ve ifadeler
eklenerek aynı belgeyi geri Cumhurbaşkanlığına gönderdik. O olay bana öyle bir ders
oldu ki ondan sonra ki meslek hayatımda ben mesul olduğum birimlerde öyle
önemli belgelerin aslını kesinlikle Kısım dan dışarı çıkartmadım. Gerekli olursa yanıma fotokopisini aldım.