SAYFALAR

25 Mart 2018 Pazar

HATIRLIYORUM

Ben hatırlıyorum. İsterim ki şimdi ki gençler de bilsin, onun için anlatıyorum. 60-65 sene önce diğer yerleri bilmem de Fındıklının köylerinde insanlar sabahları kalktılar mı? Kahvaltı etmezler. Sigara içenler sigara altı için bir lokmayı ağızlarına atar ve doğuca napir dedikleri kendi arazilerinde çalıştıklar iş yerlerine giderler. Aile hep bir arada bu yerde çalışırlar işlerini devam ettirirlerdi. 

‘Kuşluk’ dedikleri öğlene 1-2 saat kalan vakitte toplu olarak eve gelir, odun teknenin içinde duder dedikleri sulu lahana yemeğini, içine de bir pileki sıcak mısır ekmeği koyar hep birlikte elleri ile yerler, yemekten sonra yine napirlerine yanı o iş yerlerine giderek akşama kadar çalışırlardı. Evin kaç oğlu var ise bunlara gelin geldiği zaman hemen ayrılmazlar, uzun müddet hepsi bir arada otururlardı. Böylece köy işleri de kalabalık olan külfet dedikleri evin insanları tarafından kolayca halledilirdi. Hatta erkeklerin en büyüğü, gelinlerin de en küçüğü ‘buyurcu’ dedikleri lider olur, onların buyruğundan dışarı çıkmazlardı.

Genelde yaptıkları işler ne idi? Sizlere köyde ne iş olacak diye basit gelebilir fakat hiç te öyle değil di. Köy işleri şimdi herkes bildiğine göre ‘çay toplamağı’ saymıyorum. Zaten o zamanlar çaylıklar çok az, yerleri mısır bahçeleri veya fındıklık tı. Her mevsimin kendine göre acil işleri vardı. Benim en sevdiğim mevsim Son Bahar mevsimiydi.

Mesela Son Bahar da neler yapılırdı? Genel de Son Bahar da yapılan işler Kış hazırlıkları idi. Bahçeler alınırdı. Lazut dediğimiz mısır koçanları kırılır sepetlerle eve taşınır ve ayıklanırlardı. Onların taze olanlarına çolo derler ateşte ve kazanlarda pişirilerek yenilirdi. Olgun olanlar kurumaları için naylalara asılır bekletilirlerdi. Kuruduktan sonra ufatma dedikleri koçanlarından elle ayrıştırılır ve çuvallara doldurularak değirmenlerde öğütülür mısır ekmeği yapılırdı.

Bahçede kalan otları oraklarla tek tek kesilir ve zarar vermeden bağ ederek yığılır. Bahçenin muhtelif yerlerine birkaç kazıklar dikilerek bu kazıklara iki kişi tarafından bardı edilir ve kışın karda ot bulunamadığı zaman bu otlar hayvanlara yem olarak verilirdi. Bu arada yerlerde ki çayır denen otlarda oraklarla biçilerek bağ edilir, onlarda ayrı bardı edilir ve kışın hayvanlara yedirilirdi. Bu bardileri yapmak büyük ustalık ister suyu içine geçirmez ve otlar uzun süre çürümeden durabilirdi.

Herkesin ‘eretilik’ dedikleri yerleri vardı. Burada yetişen eğrelti otlarını ki işlerin en zor tarafı oydu. Oraklarla günlerce biçerler, bağ yaparak kızılağaç fidanlarına bardı ederlerdi. Bunlarda kışın hayvanlar ahırda kaldıkları müddetçe her gün altlarına serilir ve daha sonra da sepetlerle taşınarak bahçelerde gübre olarak kullanılırlardı.

Fındıklıklarda ve ormanda yerlere dökülen ‘çönçi’ dedikleri gazeller de toplanarak taşınır ve saklanır bunlarda kışın hayvanların altına serilerek sonra da gübre olarak kullanılırdı. Kara üzümü olanlar ağaçların üzerinde ‘gudel’ dedikleri sepetlerle toplarlar ve bir iki gün onun suyunu çıkararak özel kazan ve tavalarında dışarıda açık ateşler yakarak pişirir pekmez, hatta pişmeğe yakın içerisine incir atarak macun dediklerini yaparlardı.

Arı kovanları olanlar büyük gürgen ağaçlarına halat atarak çıkarlar peteklerinde ki ballarını sağarak sepetlerle evlerine getirirler olmayan komşularına ‘cugal’ dedikleri bakraçlarla bedava yollarlardı. Bazıları iplerin ucuna taktıkları kancalara solucan takarak, akşamdan derelere 100-150 tane atarlar sabahtan erkenden çektikleri bu oltalarla çok sayıda kırmızı pullu alabalık yakalarlardı.

Ormanda kestikleri bir tondan fazla kumar veya gürgen odunlarını yamaçlardan kaydırmak süretiyle dereye indirirler, kenarda 'marça' dedikleri şekilde yığıp bekleterek yağmurda dere çok geldiği zaman köyün erkeklerini mec eder bu odunları imece üsülü dere ile ve bir kısım yolu da arka ile taşımak süretiyle kapıya getirir kış odunu ederlerdi.

Bütün bu faaliyetler yapılırken veya o patika yollarda yürünürken mutlaka atma türküler söylenir, küçük bir düzlük denk geldiği zamanda horon oynanırdı. Atma türküler genelde sevdalı kız ve erkeğin düşüncelerini birbirlerine yansıtırdı. İşte umarım hoşunuza gider o zamandan kalma birebir atma türkülerden biri: 
Kızlar
-Oturdun yol üstüne etun görünür etun,

Erkek
-Çok ince bakarsız bütün görünür bütün,

Kızlar 
-Asli bişeşi yoktur orda havlayan itun,

Erkek 
-Sizi kardaş görürüm geçin işinuze gitun,

Kızlar 
-Seni midesi çeken içumuzde yok hatun,

Erkek 
-Midenuz açılecek akşam yanumde yatun

Bir de Rahmetli Babamın yalnız kaldığı zaman söylediği şu türkünün satırlarını unutamıyorum:

Kasaturam çelikten, nam almışım ferikten,
Türk askeri korkar mı, vatan için ölmekten.

Ve o türkünün devamını buldum:

Yemenimin uçları,
Çıkamam yokuşları,
Selâm edin yarime,
Yedi dağın kuşları.
Şu dağlarda kuş uçmaz mı?
Askerlik yakışmaz mı?
Ağlamayın anneler,
Ayrılan kavuşmaz mı?
Kazan kaynar taşmaz mı?
Gün gedikten aşmaz mı?
Sen kayırma sevgilim,
Ayrılan kavuşmaz mı?






17 Mart 2018 Cumartesi

BURASI TÜRKİYE

resim medyadan alıntı
Bursa da bir lokantada bulaşıkçılık yapan, doğru dürüst kim olduğu bilinmeyen, doğru dürüst okul da bitirmemiş, Mehmet Aydın diğer adı Tombili Mehmet 2016 yılında Bursa İnegöl de Çiftlik Bankı milletin parası ile kurmuş. Bir buçuk sene de 550 miliyoncuk para götürmüş hem de URUGUAY ya. Adama sinirlenmeyin. Onun kaderi kandırmak; milletin kaderi kandırılmak. Şu anda geri Türkiye ye gelsin daha çok milleti kandıracak ve daha çok para götürecek, belki de daha sonraları milletvekili bile olacaktır. Ve şu anda incelemeye alınan bunun gibi 65 şirket daha olduğu haberlerden anlaşılıyor.

Şimdi olan oldu da bu adamın arkasında ki adam kim, mutlaka bir koruyanı vardır, onu tespit etmek lazım fakat işte o biraz zor.

Hanı bir de Fadıl vardı Fadıl, herkesin iyi bildiği de çabuk unuttuğu Jet Fadıl lakaplı Fadıl Akgündüz; araba yapacağız, bilmem ne ayakları ile milleti kandırdı paraları cebe indirip gitti kayıp oldu. Sonra bir yerden ortaya çıktı 2442 yıl hapislik ile yargılandı, beraat etti. Birkaç sene sonra geldi millet vekili oldu. Şimdi de milletin paralarıyla nerde ise paşalar gibi yaşıyor.

Bir de Selçuk Parsadan vardı. 'General im' diye devrin başbakanından para almış dolandırmıştı. Ama onu bu statüye koymak haksızlık. Çünkü o kadersiz dolandırıcı, dışarıda pek değil de içeride yanı cezaevinde fazlasıyla cezasını çekti ve rahmetli oldu. 

Dolandırıcılık benden duymuş olmayın da çok zeki ve akıllı adamların işidir. Bizler evimizdekileri kandıramazken onlar binlerce hatta milyonlarca tanımadıkları insanı kandırıp güven sağlıyorlar. Paralarını alıyorlar. Bazıları da akıllarını alıp peşlerine takıyorlar, seçimlerde de aynı şekil oylarını alıyorlar.

Hemşerimin biri 1970 lerde Devlet Deniz Yollarını dolandırmış ve o devrin en lüks mağazasını Rize’ye açmıştı. Hakkında mahkeme devam ediyordu. Adana dan izinli memlekete gidince yanına uğradım ve durumunu sordum. Bana “Bu devirde akıllı olacasun, mesela kaptun mi 10 miliyon, 5 ini ebirilere verecesun, kalanı da krallar gibi yeyecesun, hemşerum burası Türkiye bu işler yalanuz başuna olmayır da.” demişti.

Geçen AKP Milletvekili ŞAMİL TAYYAR Bey in Beyaz TV'de Veli Toprak'ın Dinamit isimli programında; canlı yayında açıkladı ve herkes duydu; “ FETÖ Borsası kurulmuş, Fetullah Gülen Örgütünden tutuklananlar 1 miliyon doları verdi mi itirafçı olup kurtuluyorlar.” mış. Eğer doğruysa burada dolandırma yok. Doğrudan doğruya 'Görevi kötüye kullanarak Kazanç Temin Etmek, İrtikap ve Gasp' gibi çok ağır suçlar var. Bir de bu suçları devlet memurları işlediği iddia ediliyor. İddia eden de öyle lalettayin bir adam değil. Aklı başında AKP Milletvekili bir adam. Hiç kimsenin de, ‘he veya yok’ bir sesi çıkmadı. Kaç kişi bu şekilde kurtulmuş? Kimler kurtulmuş? Kimler bu paraları almış? Bu konuda kaç kişi hakkında soruşturma açılmış? Soran yok. Sorduklarını da öyle dillerinin ucuyla, bir yerde diğer bildiklerini de anlatır diye korka korka soruyorlar. 

Ben 2005 yılında hiç kimseyi dolandırmadan, parasını ödeyerek İnternette ki bir şirketten araba ve telefon almıştım. Hakkımda üç ayrı Ağır Ceza da davalar açıldı. Bu davalardan beraat eder etmez, aynı olayla ilgili Asliye Cezada bir mahkeme daha açıldı. Bu mahkeme devam ederken, daha geçenlerde aynı olmayan suçla ilgili bir yeni dava daha açıldı. O da hem de Yargıtay da. Bunlar da neticelendi mi başka bir dava açılır galiba. Öyle anlaşılıyor ki ölürsem bu davadan kurtulacağım. Ben emekli maaşı ile zar zor geçinen avukat dahi tutamayan bir adamım. Hangi mahkemeye koşacağımı, ne yapacağımı, kime baş vuracağımı şaşırdım. Sonu ne olacağı da bilinmez, Burası Türkiye.

10 Mart 2018 Cumartesi

ÇOK ACELE

Bugün de polislikten yazacağım. Sıkılsanız dahi sonuna kadar okuyunuz.   Güzeldir.   Anlayana hisselidir.

şimdi Adana Em. Müd.lüğü
Şimdi ne yapıyorlar bilmem fakat eskiden bir ilde olay olduğu zaman Emniyetin PTT den kiraladığı Faks ve Telsiz cihazları ile gasp, cinayet, soygun, hırsızlık veya diğer olaylar polise intikal eder etmez bütün illere haber verilir, koordineli bir şekilde çalışma yapılırdı. Ulaştırma Şubesi bu faks ve telsizlerin sağ üst köşesine faksın önemine göre kırmızı kalemle; “İvedi, Acele, Çok Acele, Günlü, vs.” diye yazarak ayırım yapar, bazılarına da hiç bir şey yazmadan ilgili birimlere yollar, orada gereği yapılır ve dosyalanırdı. Bütün olaylar bütün illere bildirilir çünkü bir teftiş sırasında müfettişlerin “Ne yaptınız?” sorusuna;  efendim “Bütün illere mesaj yolladım.” Şeklinde cevap verilir. Bazen de hakikaten yakalanan çok büyük olaylar olurdu. Hatta hiç unutmam tam evrakı kayıt ettiğimiz sırada İstanbul da eşini öldürüp Adana’ya kaçan Avukat ekiplerden birinin ‘şüpheli şahıs’ diye isminin geçtiği anonslarından yakalanmıştı. Hakikaten verilen o bilgilere göre yakalanan ve çözülen olaylar çok olurdu.
İsmini vermeyeceğim, şimdi rahmetli olan çok değerli bir Karadenizli Emniyet Müdürü Adana da Müdürlük yapıyordu. O zamanlar az sayıda ki vukua gelen olayları anlatan ve bize çekilen bütün faks ve telsizlerin hepsini görür ve güya vatandaşa daha faydalı olabilmek için hepsini tek tek kendisi inceler ve hepsinin üzerine kırmızı ve büyük harflerle ‘ÇOK ACELE’ diye yazar, o faks ve telsizler ilgili birimlere o şekilde gönderilirlerdi. İlk zamanlar herkes her evraka çok acele gözü ile bakıp ilgilendiyse de zamanla hiç kimse nasılsa her gelene çok acele yazılıyor diye hiç okumadan dosyalara atmağa başladılar. E.. hakikaten Hatay’ın Kırıkhan da dağda bir adam kayıp olmuş, ben bu adamı Adana da nerde bulayım? Fakat bazen öyle olaylar da olur ki; Adam İzmir de cinayet işler ve kaçar. Adana da saklandığı evi İzmir tespit eder, o adres bize faksla bildirilir. O faksta öbürüler gibi ‘Çok acele’ ibareli olduğu için kimse bakmaz, adam yakalanamaz ve dolayısıyla işler aksamağa başladı.

O rahmetli Müdürümüz nasıl çözüm buldu, biliyor musunuz?

Sadece böyle faks ve telsizlerin sağ üst tarafına hanı eskiden ‘ÇOK ACELE’ yazıyordu ya;
artık ’VALLAHİ BİLLAHİ ÇOK ACELE’ diye yazmağa başladı. Allah mekanini cennet etsin.