SAYFALAR

9 Nisan 2014 Çarşamba

OSMANLI DA ERMENİLER

Soy kırım; bir grubun varlığını yok etmek amacıyla başka gruplara karşı işlenen şiddet suçlarıdır. Bir ırkı yok etmektir.

Ermeniler her fırsat ellerine geçtiği zaman Türklere karşı Türklerin ülkelerinde eskiden beri katliamlar yapmış, soy kırımı uygulamışlar ve bu durum hala daha devam etmektedir. Bunu bütün dünya devletleri de bilmekte ve göz yummaktadırlar.

Düşünün Türkiye Cumhuriyetin de yaşamamıza rağmen "Ben Türküm" desen hemen karşına dikilir ve "Hayır, Türk değil, Türkiyelisin. Türk yok." derler. Karşı tarafa da aynı soruyu sorunca rahatlıkla "Ben Kürdüm, ben Ermeni'yim, ben Rum'um" diyebilmektedirler. Türk, Türk olduğunu söyleyemiyor, söylerse de 'FAŞİST' oluyor. İşte bu kendi ülkesinde bir milleti sindirmek ve asimile etmektir.

Mesela "Güney Doğuda 30 milyon Kürt var." derler. Orada yaşayan hiç Türk veya Arap yok mu? Tarihler boyunca oralarda at koşturan adamların torunları nerelere gittiler? Akkoyunlular, Karakoyunlular, Karamanoğulları, Selçuklular, hatta Moğollar ve daha bir çok Türk ırkı ve başka ırklar bu bölgelerde yaşadılar, devletler kurdular, hala daha yaşamaktadırlar. Şimdi onlar görmezden geliniyor ve 'KÜRT' diyorlar. Kendi ülkemizde bunları bize yapanlar düşünün yarın kendi ülkelerinde neler yapmazlar ki.

Osmanlı, Ermenileri dillerini ve dinlerini değiştirmeden her türlü hareketlerinde serbest bırakarak kendilerine eşit tutmuşlar, sadrazam bile yapmış, hiç ayırım yapmadan payı tahta ortak etmişlerdir. Fakat onlar ihanet ederek Osmanlı İmparatorluğunu yıkmak için akla gelen her şeyi, her türlü oyunu yapmışlardır. Osmanlı 1835 yılından önce hiç bir kayıt tutmamış, o zamanlar İstanbul da yaşayan araştırmacı yazar Ermeni Rahip Gevond Turyan 1917 de Ermeni isyanlarının gerçek yüzünü anlatan bir kitap yazmış. Türklere oynanan oyunları bir bir anlatmış. 

Osmanlı da bütün isyanların kiliselerden yönetildiğini belirtmiş; "Dinî cemaatler, uzun zamandan beri, Ermeni İhtilâl Partileri'nin inkılâp ocakları olmuş ve en şeytanî programlar buralardan hazırlanmıştır. Dinî merkezler, silâh depoları ve komplo ocakları olmuştur. Dinî liderler, söz ve yazı ile, kendilerine güvenmiş olan halkı isyana teşvik ediyorlardı. Artık vaazlarda yüce sözler ve İncil'in doktrini zikredilmiyordu. Sadakat ve doğruluk yerine isyan; insanlık yerine kin ve intikam; ahlâk yerine alçaklık ve rezillik vaaz ediliyordu. Dinî liderler, komiteler tarafından organize edilmiş bayramlara, toplantılara, törenlere başkanlık ediyorlardı. (Sayfa111)" Bu Rahip bunları açıkladığı için 1933 te New York ta bir Ermeni Kilisesinde ayın sırasında Ermeni militanlar tarafından bıçakla katledilmiştir.

Osmanlı Devleti ve Ordusunda görevli Hıristiyan olan Ermeni mebuslar ve paşalar çeteler kurmuş halka akla gelmedik katliamlar yapmışlardır. Yine Osmanlı Ordusunda görevli Paşalar Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşları sırasında 200 bin asker ve mühimmatları ile Erzurum, Kars sınırında Rusların Kafkasya Cephesi Ordusuna katılmışlar. Sivil Ermeni militanları da yanlarına alarak bu yörelerde Osmanlı Ordusuna ve sivil halka saldırmış çok büyük katliamlar yapmışlar. Türkleri canlı canlı toprağa gömmüşler, camilere doldurup toplu halde yakmışlardır.

1914-18 yıllarında 2 milyon Türk başka illere göç etmek zorunda kalmışlardır. Rahip Gevond Turyan'ın yazdıklarına göre; Elçilerle Kilise Papazları irtibat kurarak bu şekil ihanetler daha önceden kiliselerce hazırlanıyordu. Türk Milletine yaptıkları soykırım ve katliamları 'Türkler bize yaptı' diye anlatıyorlar. Dünya devletleri biliyor fakat bilmezlikten geliyorlar. Ermeniler, Ermeni yurttaşlarımızı bile hunharca öldürüyorlar, ve 'Türkler öldürdü' diyorlar.

Aşağıda resimleri bulunan ve Osmanlı İmparatorluğunun kilit noktalarında görev yapan Ermenilerin bazılarının ihanetleri neticesinde Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştır. Ve bunlar gibi ihanet edip te resmi olmayan yüzlerce Ermeni vardır. Bunların yanında Aşağıda ki resimlerin hepsi Erivan da ki Ermeni Soykırım Müze ve Enstitüsünden alınmış, Osmanlı'ya ihanet eden Ermenilerdir.

http://www.genocidemuseum.am/trk/online_exhibition_8.php

Güya kendilerine kalsa Osmanlı İmparatorluğu bu kişilerin sayesinde ayakta kalmış ve dünyaya hükmetmişler. Öyle kabul etmektedirler ve bunun kanıtı içinde bu belgeleri tespit etmiş Erivan Müzesinde muhafaza etmektedirler. Halbuki Osmanlı sayesinde ekmek yemişler ve sonrada ihanet etmişler. Bu konularda Osmanlı hiç bir kayıt tutmamış. Bütün kayıtlar yabancılar tarafından tutulmuştur. Yine dikkat ederseniz, bunlar Ermeni kayıtları ve Ermenistan da müzede muhafaza edilmektedir. Bakın bakalım Osmanlı en üst rütbelerde kendi ülkesinde imtiyazlı bir şekilde çalıştırdığı ve ülkeyi kendilerine teslim ettiği halde hiç birinin dinine ve isimlerine karışmış mı? Adamlar Osmanlı da paşa, isimleri ve dinleri Ermeni. İşte Osmanlı o kadar demokrat ve adil davranmışlar ve yaşadıkları topraklarda tam bir hürriyet uygulamışlardır. Ama bu iyiliğe karşı onlar ihanetle cevap vermişlerdir. Şimdi olduğu gibi devletten maaş alıp anlı şanlı yaşamış, devleti de yıkmağa çalışmışlardır.

Tabii hepsi değil. İhanet etmeyen Türk milletine sahip çıkan Ermeniler de vardır. Fakat bunlar çok azınlıktadır. Mesela İngilizler İstanbul'u işgal ettikleri zaman İngiliz İstihbarat subayı John Benett'in en güvendiği elemanı, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Arman Pandikyan sonraları pişman olmuş ve Türklerin zorlu savaşından etkilenerek İngilizler adına çalıştığından utandığını anlatarak; “Ailemi ve çocuklarımı size rehin ederek şerefim ve namusum üzerine söz veriyorum. Bu dakikadan itibaren hem düşmanın parasını alacağım, hem de emrinizde olarak vatanıma hizmet edeceğim.” Demiş ve o andan itibaren Milli Mücadele saflarına katılmış, meşhur Kabadayı Tulumbacı Topkapılı Cambaz Mehmet ile birlikte çalışarak İngilizlere darbe vurmuşlardır. Topkapılı Cambaz Mehmet İngiliz işgal kuvvetleri Komutanı General Charles Harrington'un makam aracını ele geçirerek, Ankara ya götürmüş ve Mustafa Kemal'e teslim etmiş. Araç uzun süre Mustafa Kemal'in makam aracı olarak kalmış. Telkis ve Ohannes Ermeni asıllı İngiliz ajanları, takma adları Mehmet Efendi ve Ramis Efendi olarak Atatürk e suikast için Yüzbaşı Benet tarafından Ankara ya gönderilmiş. Türklere çalışan Ermeni Berç Keresteciyan ve Arman Pandikyan tarafından Tophaneli Cambaz Mehmet’e haber verilerek Mustafa Kemal’e yapılacak olan suikastler önlenmiştir. Milli mücadele döneminde eksiksiz istihbarat sağlayan Arman Pandikyan Efendi, Berç Keresteciyan, Terziyan, Hogasyan Efendiler gibi on kadar Ermeni asıllı Türk vatandaşları hizmetlerinden dolayı İstiklal Madalyası ile taltif edilmişlerdir.
İşte aşağıda gördüğünüz Ermemiler de Osmanlı İmparatorluğunda en iyi görevlerde kendi kimlikleri ve kendi dinleri ile hiç zorlamadan çalışıpta, ihanet eden kalleş Ermeni Türk vatandaşları;


Karekin Pastırmaciyan (Armen Karo) Osmanlı Mebusu. Mebus olmadan önce 28 Ermeni ile İstanbul da Osmanlı Bankası soygununu yapmış ve bu soygunda 125 askerimiz şehit olmuş, çok sayıda sivil ölmesine rağmen ölen sivil sayısı bilinmiyor. Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında Avrupa nın baskısıyla af edilerek mebus olmuş. Dört sene mebusluktan sonra Tero ve Haço çetelerini kurarak, Dedesi Kaçatur Pastırmacıyan gibi terörist olup Erzurum dan tüm Ermeni isyanlarını idare ederek, Doğu ve Güneydoğu İllerimizde çok büyük katliamlar onun emriyle yapılmış, daha sonraları da ödül olarak ABD Ermeni Büyükelçisi olmuştur. (Aynen şimdiki Amerikalı Papaz Pastör Andrew Brunson olayı gibi.)


Hamparsum Boyacıyan, Osmanlı Mebusu Karekin Pastırmacıyanın (Armen Garo) yardımcısı Türk ve Kürt katlıamcıları


 
Armen Garo Ermeni çetelerle toplantı halinde ki hatıraları


19 Nisan 1915 Ermeniler ele geçirdikleri toplarla Kürt Köylerine saldırıyorlar.

 
1915 Ermeni çetelerine gönüllü toplanıyor

Erzurum taraflarında atlı Ermeni çetelerinden biri.

 
Aram Manokyan Van isyanları idare edeni ve lideri

1915 Van isyanında Ermeni savunma hattı. Organize edenler Osmanlı da görevli Ermeni asker ve Paşalar


Van şehrinin çatışmalardan sonra ki halı
 
1915 Urfa isyanında Kürtleri katleden Ermenilerden bir gurup.


Andranik Ozanyan Paşa Şebinkarahisarlı. Doğuda Ermeni İsyanları yöneticilerinden


Ermeni Sadrazam Damad İbrahim paşa


İmparatorluğun Barutçubaşı Ohannes bey Dadyan (1798-1869)

İmparatorluğun Barutçubaşı Boğos bey Dadyan (1800/01- 1863)


İmparatorluğun Barutçubaşı Simon Amira Dadyan (1777-1834)

Osmanlı ordusu miralay Boğos bey Dadyan (1862-1934)

Stepan paşa Aslanyan (1822-1901) 1870y.y. Harbiye Nezareti

Toros bey Gisak Osmanlı Donanma Miralayı,


Miralay Grigor bey Taguoryan (?-1884)

Anton Yaver paşa Tınkıryan (1812-1908) Osmanlı donanma miralayı

Andranik paşa Krçikyan (1819-1894) 1855/56 Askeri Yüksek Tıbbiye Mektebi yüzbaşı

Anton Nafilyan Paşa(1834-1912) Haydarpaşa hastanesi baş doktoru


Miralay Tigran Papayyan Paşa (1861-1939)


Miralay Gaspar Sinapyan Bey (1814-1872)

Yovsep Vardanyan ( Vardan paşa) (1815-1879)

Artin bey Devletyan Balkan savaşında baş doktor. Birinci Dünya savaşı askeri baş doktoru
(1852-1937)



Tiran Papazyan Paşa(1858-1926) Osmanlı 2 ordunun baş doktoru

Tigran Peştimalcyan Paşa (1837-1894) İkinci Sultan Abdul Hamid'in Yaveri


Vahan Manuelyan Paşa (1847-1902) Askeri Yüksek Tıbbiye öğretmeni ve saray doktoru


Komitas Minasyan Bey(1837-1903) Harbiye Nezareti

Gabriel Sevan Paşa(1822-1900) Osmanlı donanması askeri doktoru


Osmanlı Ordusu Ferdi Tercimanyan Paşa


Osmanlı Ordusu Ermeni ast subayları A. soldan; Yervand Hekimyan, Matteos Mamuryan, Gaspar Hayrapetyan B. Vardan Stambolyan, Şavarş Hırşılyan, Anania Abrahamyan

Osmanlı Ordusu Ermeni subayları


Harbiye okulu Sebastiyalı Ermeni talebeleri, 1910-1914

Harbiye okulu Ermeni öğrencileri gurubu 1913

Ermeni subayların bir grubu, Constantinople Harbiye okulu 1914 mezunları Mesrob Kacberuni, Martiros Zurikyan, Mkrtiç Haçyan ve Mkrtiç Şalçyan

Osmanlı ordusu Ermeni subayları Galust Siurmenyan, sağda outran Ohannes Sahakyan

Osmanlı ordusu Ermeni subayları Grigor Sarrafyan, Galust Siurmenyan, Şahen Tatikyan 1913

Constantinople Harbiye okulu öğrencileri A. Alçyan

Osmanlı ordusu’ndaki Ermeni subayları Hakop Siruni ile birlikte

Osmanlı ordusu’ndaki Ermeni subayları kurumu derneği 1915/1916

Harbiye okulun Sebastiyalı Ermeni talebeleri, 1910-1914

Osmanlı Harbiye Okulu Ermeni Öğrencileri 1913 (Sonra hepsi isyanlara katılmışlardır.)

Osmanlı ordusu subayı Hayk Cizmecyan ve Tigran Hoyyan, 1917

Constantinople Harbiye okulu öğrencileri ortada isyancı A. Alçyan

Avetis Cepecyan Osmanlı ordusu asker doktoru Dardanel ve Filistin olaylarına iştirak etmiş, 1915

Miralay Boğos bey Dadyan

Galust Siurmenyan Osmanlı subayı, 1913

Beniamin Ketikyan (Lakap Afion-Garahisarlı Martiros)

Nişataş’da Hastahane-i Hümayün eczacısı Mihran Kalemkaryan

Osmanlı ordusunun Ermeni askeri Levon, 21 ekim 1917

Garagin Yolcyan Osmanlı ordunun subay giysiyle


Suren Azizyan Osmanlı ordusunun asker doktoru, 1914

Osmanlı Ordusunda ki Ermeni Askerleri



Spor Öğretmeni Artin Bey


Bitliste Ermeni isyanları sırasında 120 bin Türk vatandaşını katlettikleri sırada öldürülen, Ermeni katliam çeteleri. 1915

Bitlis te isyana karışmış ve öldürülmüş Ermeni Osmanlı Askerleri 1915-16



Bitlis'te ihanet eden isyancı Ermeni askerlerin cesedi 1915-16

Grigor Aharonyan 1915 te ihanet edip isyan yaptıkları sırada çatışmada ölen Ermeni.

Hakob Zaturyan 1921 de katıldığı Adana isyanında 80 bin Türk Vatandaşını öldürdükten sonra çatışmada ölmüş. Osmanlı Ordusunda Asker.

Hovhannes Feramyan Osmanlıya ihanet edip, isyanlara katılarak çatışmada ölen ermeni. 1915 Osmanlı Ordusunda Asker.

İhanet ederek isyana karışan Sebastiya’da Ermeni eczacısı Dr. Yeğyazar Mesyayan 1915

Martiros Terzyan 4. Ordu da asker iken 1921 de isyana katılmış Adana da öldürülmüş.

Melkon Tağlıyan 4. Ordu da görevli iken 1915 te ihanet ederek isyanlara katılan Osmanlı Ermeni asker

İhanet ettikleri için Osmanlı ordusundan atılan ve isyanlara katılan Ermeni askerleri, 1915

Ruben Yalınızyan 1915 te Osmanlıya ihanet edip isyanlara karışan Osmanlı 4. Orduda görevli Ermeni asker çatışmada öldü

NOT: Kaynak Resimler Ermenistan Erivan Cumhuriyet Milli Bilimler Akademisi, Ermeni Soykırım Müzesi ve Enstitüsünden alınmıştır. http://www.genocide museum.am/trk/online_exhibition_8.php



8 Nisan 2014 Salı

BRASTİKLİ AZİZ AĞA

1852 yılında Erzincan ili Kemah ilçesi Esimli (Brastik) köyünde Gülabi'lerden Halil Ağa nın bir oğlu dünyaya gelir. Hiçbir şeyden korkmayan, uyurken bile gözleri açık olan, hatta üzerinde Azrail tüyü olduğuna inanılan bu çocuğa Aziz adı verirler.

Nihayet bu korkusuz Kürt çocuğu büyür delikanlılık çağına gelir. Pazar yerine giden Aziz Ağa, orada tartıştığı bir buğday tüccarını bıçakla yaralar ve 14-15 yaşlarında iken hapse düşer.

Brastikli Aziz Ağa hapiste iken annesi Hanım Ağa yı Kerezoğlu Hüseyin su yolunda çok kötü döver. Aziz Ağa on sekiz yaşında iken hapisten çıkar ve çıkar çıkmaz Kerezoğlu Hüseyin'i yedi kurşunla delik deşik eder, öldürür ve firar eder.

Aziz Ağa'nın annesi Hanım Ağa'yı gençliğinde hem Brastikli Halil Ağa hem de Palangalı İbiş Ağa ister. Hanım Ağa, Brastikli Halil Ağa'yla evlenir. Yıllar sonra Halil Ağa bir gün çok ağır hastalanır. Öleceği anlaşılınca İbiş Ağa birkaç defa Brastik köyüne Halil Ağa'yı ziyarete gider. O zaman Halil Ağa'nın içine bir şüphe düşer ve oğlu Aziz Ağa'yı çağırarak ona; "Ben ölünce annen bizim köyde kiminle evlenirse evlensin hiç karışma. Ama İbiş Ağa'yı alırsa her ikisini de vur. Yoksa hakkımı sana helal etmem." diye vasiyet eder. Halil Ağa ölünce Aziz Ağa'nın annesi Hanım Ağa gider İbiş Ağa'yla evlenir. Aziz Ağa bir gece Palanga'ya gider. İbiş Ağa'nın etrafı yüksek duvarla çevrili evine duvardan atlayarak girer. İbiş Ağa orada Aziz Ağa'yı görünce hemen elini silahına atar ama Aziz Ağa ondan çabuk davranarak, Nagant tabancasıyla onu tam yedi kurşunla delik deşik ederek öldürür. Annesi Hanım Ağa o esnada Aziz Ağa'nın önüne gider ve ona "Aziz ne olur beni sütüme bağışla" der. Aziz Ağa önce kıyamaz, sonra annesini de tek kurşunla öldürür.

Aziz Ağa bu olaydan sonra bir süre dağlarda kaçak yaşar ve bu olay üzerine Palangalı bir adam İbiş Ağa'ya "Erzincan'da Bir Kuş Var" isimli türküyü söyler.

Perçenç Köyünden üç genç, Aziz Ağanın köyünden bir genci ve annesini çok kötü bir şekilde döverler. Aziz Ağa o gençleri ararken gençler korkularından bir vadide birikmiş olan meşe yapraklarının altında saklanırlar. Aziz Ağa saklandıkları yerde onları fark ederek, kuru yaprakları ateşe verir ve üçünü de yapraklarla birlikte yakarak öldürür, yine kaçak yaşamağa devam eder.

Bir zaman sonra bir münakaşa sonunda kayınpederini de öldürür. Eve gelince hanımı bir şeyler söyleyince, hanımını da balta ile keser öldürür.

Brastikli Aziz Ağa artık kaçak olarak yaşamağa alışır ve uzun bir süre kimseye yakalanmaz ama hakkında gıyabında idam ve vur emri kararları verilmiştir. Ama jandarma orada bir türlü Aziz Ağa'yı yakalayamaz. Ondan sonra Aziz Ağa'ya özel bir operasyon düzenlenir ve Kepir Yaylası'nda yakalanır gözaltına alınır. Erzincan Jandarma Karakolu'na götürerek nezarete atarlar. Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa Karakolda Aziz Ağa'yla irtibata geçer. İşte o günden sonra Brastikli Aziz Ağa Teşkilatı Mahsusa'nın adamı olur ve Osmanlı için çalışır, vatanı için kimsenin yapamayacağı işleri, fedakarlıkları yapar.

O zaman ülke çok zor durumdaydı. Doğunun sınır taşı Erzurum'da "Pastırmacıyan" tehlikesi vardı. Erzurumluların "Pastırmacı" lakabıyla tanıdığı Kaçatur Pastırmacıyan örgütlediği Ermeni militanlarıyla Erzurum'da terör estiriyordu. Orada devamlı katliamlar yaptırıyordu. Hiçbir güç Kaçatur Pastırmacıyan'la baş edemiyordu. İşte böyle zor bir dönemde Türk Devleti'nin Aziz Ağa'ya ihtiyacı vardı. Erzurumlu ünlü ailenin reisi Ermeni Kaçatur Pastırmacıyan Erzurum'da çok büyük toprak sahibi ve zengin şahsiyetlerden biri idi. "Osmanlı Sultanı'nın Koruması" sıfatıyla 'Efendi' ünvanını alarak Osmanlı Devleti'nde adeta bir hükümdar gibi her yere hükmetmeye başlamıştı Kaçatur. Padişah bile ona "Kaçatur Efendi" der. Osmanlı Devleti'nde çok söz sahibi olur. Rusya'nın desteğini de alarak Erzurum'da Ermeni çeteleri kurar ve orada masum Türk ve Kürt halkını katletmeye başlar. Erzurum'daki Ermeni kiliselerinin depolarına silah ve bombalar yerleştirerek oraları tam bir cephaneliğe çevirir. Ermenilerin ayinlerinde yaptığı konuşmalarında sürekli "Ermeni kilisesi, Ermeni milletinin kilise tarafından can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur." diyerek oradaki Ermenileri kandırarak silahlandırmaya çalışır. Erzurum'da Büyük Ermenistan Devleti'ni kuracaklarını söyler. Surp Minas kilisesini teftiş etmek isteyen Erzurum Valisi Samih Paşa'ya kilisenin kapısında bir tokat atarak onu hemen oradan kovar. O yörede devamlı katliamlar yaptırır. En sonunda koskoca Osmanlı Devleti bu adamla baş edemez.

Baskın yapıp yok ettikleri askeri birliklerden ele geçirdikleri ağır silahları da kullanarak devletin başına tamamen bela olurlar. Kaçatur Pastırmacıyan'ı vurmağa veya yakalamağa hiç kimse cesaret edemez. Bu ası topladığı yandaşları ile ortalığı kasıp kavurmağa, günahsız insanları öldürmeğe katliamlar yapmağa devam eder. Osmanlının silahşoru dedikleri Yakup Cemil bile bu adama yaklaşamazken, işte böyle zor bir dönemde Brastikli Aziz Ağa'dan Kaçatur Pastırmacıyan'ı öldürmesi istenir.

Erzurum Valisi Samih Paşa ya göre bu işi ancak Aziz Ağa yapabilirdi. Samih Paşa, Aziz Ağa'ya gidip orada Pastırmacıyan'ı vurduğu takdirde tüm suçlarının affedileceğini söyledi. Aziz Ağa o kadar tehlikeli olduğu halde hemen bu görevi kabul etti. Ülkesi için, Eylül 1872 yılında genç bir delikanlıyken, o can yoldaşım dediği kıratına binerek, tek başına Erzurum'a gidip korumalarının içinde Kaçatur Pastırmacıyan'ı, mavzeri ile tek kurşun atarak öldürür ve o ateş çemberinden kıratının sayesinde kurtulur. Aziz Ağa çok küçük yaşlarda ata binip silah kullandığı için binicilik ve atıcılıkta üstüne yokmuş Aziz Ağa'nın. At dört nala giderken, o atın karnının altına saklanır, atın üzerinde görünmez, uzun süre öyle gidermiş. Ertesi gün Erzurum Valisi Samih Paşa o kıratlının Brastikli Aziz Ağa olduğunu açıkladı.

Bu olayı Amerika'nın ünlü The New York Times Gazetesi bu haberi manşetten aynen şöyle verir; "Kaçatur Pastırmacıyan öldürüldü. Böylece Büyük Ermenistan rüyası bitti."

Bir kaç yıl sonra Kaçatur Pastırmacıyan'ın adamlarının tuttuğu, Trabzon'dan gelen ünlü bir Rum tetikçiye, köylerinin karşısında Kızılyazı denen yerde yolda rastladığı zaman, o tetikçinin tam kendisini silahla öldüreceği sırada Aziz Ağa çabuk davranıp silahını çeker ateşler ve tek kurşunla tetikçiyi vurur öldürür.

Daha sonraları da Kaçatur Pastırmacıyan’ın torunu Armen Karo lakaplı, Karekin Pastırmacıyan isimli Ermeni Türk vatandaşı ve mebusu, yine Osmanlı Mebuslarından Murat kod adlı Ermeni Hamparsum Boyacıyan isimli vatandaş ile birlikte yanlarına topladıkları Ermenilerden çeteler kurarak Erzurum'u bu sefer de Kaçatur’un torunu Karekin işgal eder. Doğu İllerinde yaşayan Türk ve Kürt vatandaşlara kan kustururlar. Bu isyanları da devlet bastırır.

Aziz Ağa'nın köyünün çevresinde bazı hırsızlık olayları olur. Dereşoran köyünün Şoran mezrasında oturan ve "Haymatlos" yani vatansız olarak bilinen Conolardan iki kişi bu çevrede bazı hırsızlık olaylarına karışırlar. Önceleri sürekli çevre köylerdeki insanların atlarını, katırlarını ve davarlarını çalan ve bu yüzden de birkaç defa hapse girip çıkan bu Conolar daha sonra da bazı soygun olaylarına karışırlar ve en sonunda da Kemah yolunda atlı bir postacıyı soyarlar. Jandarma bir türlü onları yakalayamaz.

Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa o iki azılı soyguncuyu yakalamak için Brastik köyüne gelerek orada Aziz Ağa'dan yardım ister. Aziz Ağa uzunca bir takipten sonra onları saklandıkları mağarada yakalar. Zincirle bağlayarak götürüp Jandarma Komutanı'na teslim eder. Dereşoran köyünün Şoran mezrasında oturan bu iki azılı soyguncu daha sonra Sivas'taki bir bakır madenine götürülerek orada idam edilirler.

Çok gözü pek ve çok cesaretli olduğundan devlet tarafından bir çok görevler verilir. O her verilen görevi başarıyla yerine getirir.

Aziz Ağa yı en sonunda hizmetçisi Mustafa Efendi satar ve İbiş Ağa'nın adamlarını eve alır. Yattığı yerde, kendi evinde, yedi kişi İbiş Ağa’nın adamları tarafından vurularak öldürülür, 1887. Sonraları Atatürk bile Aziz Ağa isminden bahsetmiştir.

Aziz Ağa'nın samimi dostu olan Süleyman, Aziz Ağa'nın ölümünden sonra yaşadığı bir olayı şöyle anlatır; "1887 yılının yaz ayında ben ve arkadaşım Milis köyden yaylaya gitmek üzere yola çıktık. Ben kendi atıma bindim, Milis ise Aziz Ağa'nın kıratına bindi. Mezarlığa doğru yaklaşınca Aziz Ağa'nın kıratı birden Milis'i üzerinden attı. Biz "bu ne yapıyor" derken baktık at hemen Aziz Ağa'nın mezarına gitti ve orada çöktü başını mezar taşının üstüne koydu, gözlerinden yaşlar geldi. İnanır mısınız bu olay hala gözümün önünden gitmiyor. Anlatırken böyle tüylerim diken diken oluyor. Aziz Ağa vefat edeli iki ay olmuştu. Ben ve Milis buna çok şaşırmıştık. Hayatımda ilk defa bir kıratın üzerindeki kişiyi atıp ölen eski sahibi için gözyaşı döktüğüne burada şahit oldum. Bu olay bizi çok duygulandırmıştı."

Ölümüne atı bile yas tutar. Bir gün Aziz Ağa'nın arkadaşı Milis, Aziz Ağa'nın kıratıyla yaylaya giderken mezarlıkların yanında, at hemen Milis'i üzerinden atıp Aziz Ağa'nın mezarına koşar, başını mezar taşına koyar ve göz yaşı ile ağlar ve altı ay sonra at ta ölür. Bu olaylardan sonra yöre halkının çoğu çocuklarına 'Aziz' adı koyarlar.

Kaynak:

Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa notları

https://www.cerezforum.com/konu/brastikli-aziz-aga-1852-1887.37300

http://www.tarihbilinci.com/konular/brastikli-aziz-aga.40984/

http://www.azeribalasi.com/showthread.php/91749-unlu-pastirmaciyan-ailesi

5 Nisan 2014 Cumartesi

RESNELİ NİYAZİ PAŞA


Türk Tarihi mucize olaylarla doludur. Bir tanesi de Resneli Niyazi'nin hayat hikayesidir.

Niyazi Paşa1873 yılında Manastıra yakın Resne Kasabasında doğar. Atatürk'ümüzün de eğitim gördüğü Manastır Askeri Okulu'nda öğrenimini tamamlar.

1897 Türk Yunanistan savaşlarında çok büyük kahramanlıklar gösterir. Sırp ve Bulgarlara karşı da savaşır. Geri Selanik'e döndüğü zaman hürriyet kahramanı olarak karşılanır. 

Memleketin gidişatını beğenmeyen İttihat ve Terakkiciler Makedonya da bulunan Resneli Niyazi Paşa'ya görev verirler ve160 kişilik Rum, Ermeni, Çerkez ve Türk olan mahiyetinde ki askerleri ile birlikte dağa çıkar. Yanı eşkıya olur. Kendisini yakalamak için Şemsi Paşa görevlendirilir. Askerleri Resneli Niyazi vatanı savunduğu için üzerine gitmez, görev bırakırlar, hatta bir kaç asker onun yanında yer alırlar. Şemsi Paşa durumu İstanbul a bildirmek için Manastır postanesinde bulunurken suikasta kurban gider. 

Daha sonra Selanik Merkez Kumandanı Nazım Beye de suikast düzenlenir. Alay müftüsü Mustafa Bey de suikasta uğrar. Mirliva (Genel Kurmay Başkanı) Osman Hidayet Paşa askerlere nasihat ederken konuşturulmaz, çıkan arbedede silahla yaralanır. Debre Valisi Hüsnü Bey şehit edilir. Padişah Abdülhamid, Müşir Tatar Osman Paşayı yollar. Onu da dağa kaldırırlar. 

Yakalanması için İzmir den bölgeye gönderilmek için gemiye bindirilen askerlerin hepsi Resneli Niyazi'nin tarafı olurlar. Resneli Niyazi Paşa dağlarda iken yere göğe sığmaz. Halk kahramanı ilan edilir. 

1908 Rodop dağlarında iken yanına bir geyik gelir ve arkadaş olurlar. Savaşlarda baskınlarda ve bütün görev zamanlarında bu geyik hiç yanından ayrılmaz. Hatta mahiyetinin bu geyiğe selam vermeleri adet haline getirilir. Uzun süre bu geyik ile birlikte yaşarlar. O yörelerde yeni doğan erkeklere 'Niyazi', kızlara da geyiğin adı 'Maral' takılır. 

Enver Paşa ve Resneli Niyazi hakkında marşlar bestelenir. İttihatçılar Hükümet kurunca af edilir ve Prespe gölünün yanına 40 odalı bir saray yaptırır orada yaşamağa başlar. 

Yaşar fakat zaman sonra Balkanlar Osmanlı dan alınır, Yunan, Bulgar ve Sırp'lara verilir. Resneli Niyazi'nın çok ağırına gider ve oraları terk etmek ister. İstanbul'a gitmek için Avalonya limanına giderek beklerken, İstanbul'dan gönderilen korumalardan birisi tarafından şehit edilir. 

Tetikçiyi İttihat liderlerden Esat Toptani ve İsmail Kemal'in gönderdiği tahmin edilir. Bu kahramanın kalpağında 'VATAN FEDASİ' diye yazıyormuş. Koruması vurduğu için hemen uydurmuşlar 'Ne şehit oldu ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi' deyimi o zamandan kalmış. 1913


4 Nisan 2014 Cuma

YEMEDUM ONİ

Temel İstanbul'da lokantaya gitmiş. İyice karnını doyurduktan sonra hesap istemiş. Hesap bir haylı kabarık. "Ben o kadar yemedum çi" demiş. Adam ikna edebilmek için başlamış bir bir sormağa ve hasaplamağa, Temel de cevap vermeğe;
-Bir porsiyon taze fasulye,
-Yedum onı.
-Bir porsiyon kuru fasulye,
-Yedum onı.
-Bir porsiyon pilav üzeri kadayif,
-Yedum onı.
-Yüzde on garsoniye,
-Yoo..Yemedum onı daaa.

3 Nisan 2014 Perşembe

ÖĞRENMEK LAZIM

Başka Ülkelerin casusları, virüsün vücutta veya bilgisayarda beklediği gibi Ülkemizde beklerler. Uygun ortam buldukları zaman harekete geçerler. Hatta uygun ortamı da kendileri hazırlarlar. Uygun ortamı hazırlamak için de bazı oyunlara baş vurur, bazı faaliyetler yaparlar. Emellerine ulaşmak için bütün her yolu denerler. 

Saldırı her zaman topla tüfekle olmaz. Hatta bazen düşmanını bile kendi lehine kullanırlar. Düşman aptal olunca dost görünüp her türlü şeyi yaptırırlar. Yaptıracak şeyi kalmayınca döner dolaşır tekrar aynı şeyleri yaptırmağa başlarlar. Yanı milleti kandırdığını hissettirmez, açıkçası milleti uyutur, yuttururlar. Aptal yerine koyarlar. Ondan sonra da demokrasi ve hürriyet kavramlarını devreye sokup kurtarma vadi ile işi top tüfek yerine bırakırlar.

Aslında yaptıkları bir eskiden yaptıklarının aynıdır. Biz tarihimizi bilmediğimiz için çevrilen dolapların yeni olduğunu sanarız, ve inanırız. Halbuki oyun hiç değişmez, hep aynı. Nasıl söyleyim ki inanasınız? Onun için okullara 'tarih' dersleri konmuş ve çocuklara, gençlere eskiden atalarının yaşadığı ve olan olaylar öğretilir. Eğer ataların düştüğü hatalar varsa çocukları, torunları o hatalara düşmesin diye. Tarih bizlere sehven veya kasten yanlış anlatılmış olabilir. Hiç anlatılmamış ta olabilir. Bizler tembel değiliz fakat biraz fodul milletiz. Açıp öğrenmek merakımız yok. Bir bilgiyi tek kaynaktan değil bir kaç kaynaktan öğreniniz. Ey Türkiye de yaşayan gençler. Türkiye Gençliği, Çerkezi, Türk ü, Kürt ü Ermeni si Çingenesi Gıptı sı, Ey satılmamış ta kandırılmışlar, 'Delikanlılık' öyle ağzına marlboro sigarasını koyup ta sokaklarda elleri cebinde dolaşmak değildir. Zaman gelir o sokakları da bulamazsınız. Atalarımız bizler için canlarını vererek bu vatanı bırakmışlar. Bizler de muhafaza edip çocuklarımıza bırakalım. Yapılan oyunlar TEKRAR dan ibarettir.

Tavsiyem: Yakın tarihimizden başlamak suretiyle 'neler olmuş' bir kaç kaynaktan inceleyiniz. O zaman her şeyi anlayacaksınız. Büyünün, hipnozun etkisinden kurtulacaksınız. Ben ne yapacağım vatansız hürriyeti? Bir düşünsenize, Vatan olmadan 'HÜRRİYET' olur mu? Veya 'hürriyet alacağım' diye vatan verilir mi? Demokrasi ve Hürriyet için vatan verilse de Afganistan, Irak, Mısır, Suriye ve Libya gibi verilir. Hem de ne Hürriyet, ne Demokrasi. Görüyorsunuz işte ölen öldü, kalanlar da birbirlerine düşürüldü, düşman edildiler. Kıyamet kopana kadar düzelmez, birbirlerini öldürürler. Kazandıkları DEMOKRASİ; HÜRİYET bu mudur?   

25 Mart 2014 Salı

ÇİVİ GİBİ !

Dursun, arkadaşı Temel ile karşılaşır. Biraz sohbetten sonra:
- Temel sizin komşunuz İdris, nasıl adamdur?
- Neden sorayısun çi?
- Onı işe alacağım da.
- Çivi gibi adamdır da.
Aradan bir kaç hafta geçer ve Temel Dursun'u arar:
- İdris, hiç de deduğun cibi çalışkan biri değilmiş. İşe aldım fakat pişman oldum.
Temel cevap verir
- Ben 'çivi cibidur' demekle çeskindur demek istemedum çi. 'Kafasına vurmadan iş yapmaz' demek istemiştum da...

24 Mart 2014 Pazartesi

BİLİYOR MUSUNUZ

Evvela belirtelim ki; bir soykırımdan sebep millet sorumlu tutulamaz, devlet sorumludur. Bunu belirttikten sonra gelelim soy kırımlarına. Dünya var olalı ve üzerinde insanların yaşamağa başladığından beri en çok soy kırımı ve katliamlar Türk Milletine karşı yapılmıştır. Şimdi ki Rusya ve Çin'in yerleri tamamen Türklere aittir. Rus İmparatorluğu; 1721 tarihinde 1. Petro tarafından o zaman Başkenti olan Petersburg da kurulmuştur. Bugünkü topraklarının bütününü Türkleri yok ederek almışlar. Aldıkları yerlerde delil ve izlerin silinmesi için bir gecede bütün yer isimlerini değiştirmiş ve arşivleri yok etmişlerdir. Hala daha aynı politika Türk Milleti uyutularak uygulanmaktadır ve bundan sonrada uygulanacaktır.

Yakın tarihimizden geriye doğru bilinen katliamların ve tüyler ürperten olayların bazıları şunlardır;
1) Yunanistan Devleti kurulduğu sırada ve kurulduktan sonra 2,5 milyon Türk'ün katledildiği, Atina ve civarında insan leşlerinden ve kokularından sokaklarda uzun bir süre Rumlar dahi gezemedikleri.
2) Bulgaristan Devleti kurulduğu zaman ve sonrasında, daha 1900 lü yıllarda Komünist rejimle idare edilirken bile, toplam üç milyon Türk'ün katledildiği. Sadece insanlar değil, kedi, köpek gibi hayvanlarının da katledilerek, yerlerin sokakların isimleri değiştirilip bütün arşiv belgelerinin yok edildiği.
3) Ruslar çok sayıda asker ve sivil Türkleri esir alarak, Hazar Denizinde ki Nargin Adasına esir kampına götürdüler ve hiç bir Türk geri gelemedi.
3) Aynı tarihlerde Van, Adana ve Doğu İllerimizde Ermeni İsyanları ve aynı sistemlerle 400 bin sivil kadın, yaşlı, çocuk Türk'ün Rus Askeri Kuvvetleri ve Ermeni Çeteleri tarafından katledildikleri. Ermeni çetelerin daha önce birlikte yaşadığı komşuları Türkleri ve Kürtleri topluca katlettikleri.
4) Stalin in 1927, 1933 ve 1944 yıllarında toplam 7,5 milyon Türkü katlettiği. Gemilerle denize döküldüğü. Bir gecede evlerinden toplanan 3 milyon kadın, erkek, çocuk Türklerin havalandırmasız hayvan vagonlarına, çoğu don atlet, doldurularak kapıları dışardan kilitlendikten sonra, aylarca Sibirya nın içlerine doğru yollandıkları. Sebebi yapacakları olası bir eylemi önlemek ve yok etmek. Yolculukta ölen yakınlarının etlerini yiyerek beslendikleri. Açlıktan ölenlerin günlerce yanlarında durması nedeniyle oluşan leş kokularından delirmeleri ve günlerce süren yolculuktan sonra hepsinin öldükleri. Bizzat olayı yaşayıp ta vagonun altını kırıp rayların üzerine düşerek ve ölü eti yiyerek sağ kalan dört kişi tarafından anlatıldığı. Bütün bunları yapan katıl Jozef STALİN'in resmini, bir zamanlar İstanbul da, Ankara da, Türkiye de Türk gençlerinin, lehine sloganlar atarak sokaklarda ellerinde taşıdıklarını.
5) Kırımda yaşayan 2,5 milyon Türkün gemilerle Karadenize getirilip, denize dökülmek süretiyle katledildikleri. Cesetlerin Türkiye de ve Kırım da karaya vurdukları. Bu nedenle o yörede geri kalan Türklerin 'Akrabalarımızın eti ile beslendiler' diye, hala daha hiç balık yemedikleri.
6) 93 Harbinde, Rusların kendi ordularında ki 20 bin Türk askerlerini, Osmanlı Askerlerine karşı, savaştırdıkları ve bu savaşta öldükleri, 3 milyon Türk halkının katledildiği ve Rumeli den çekilmemizin başlangıcı olduğu.
7) Yine o dönemlerde 'Gagavuz' diye bilinen Türklerin zorla 'Ortodoks' yapıldıkları ve hala 1,5 milyon Türkün Ortodoks oldukları. Bu konularda bilgi sahibi olmak için Halimat Bayramuk'un eserlerini okuyabilirsiniz.
8) '1945 Drau Katliamı' İngiliz ve Rusların ortak katliamı. Avusturya nın Drau Irmağı kıyısında Mavi Alayın sonu. Stalin katliamı. Mutlaka okuyunuz.
9) 1918 de Mısır Seydi-beşir de İngiliz ve Ermeniler esir aldıkları 15 bin Türk askerini KRIZOLLU suyla dolu havuzlara zorla sokarak gözlerini kör ettiler. Geriye kalan 135 bin esir Türk askeri de iki yılda çeşitli işkencelerle katledilerek bitirildiler. Bu vahşeti kim yapabilir? Veya bu vahşeti yapanlar ne yapamazlar ki?

Velhasıl daha devam etmeyeceğim. Tek söyleyeceğim bir şey var. Eğer yukarıyı okudunuzsa sizlerde anladınız. Dün ne ise bugün de aynı durumdayız. Bu durum Türkler yeryüzünden silinene kadar devam edecek. Şimdi ülkemizde yürüyüşleri kendi çıkarları için kendileri tertip ediyorlar. Sonra Türklere kesinlikle yürüyüş, demokrasi mitingi gibi hak aramalarına müsaade etmeyecekler. İki Türk bir araya geldi mi başka Sibiryalara sürecekler. Sadece insanları değişiyor, fikirleri hiç değişmiyor. Dost görünüp kendi elimizle bizi yok etmeğe çalışacaklar. 

Allah fırsat vermez demeyin. Zira Allah yanlış yapanı sevmez ve elinde ki fırsatı alır karşı tarafa verir. 'KAHRAMANIZ' diyoruz da, 'KAHRAMANLIK' kurşunu yiyene kadardır. Hiç bir yeşil cüppeli şehitte gelip bizim topraklarımız için bir daha savaşmaz. Bu safsatalara inanmayın. Rahmetliler sağ iken savaştılar, şehit oldular da, ne anladılar ki tekrar gelip savaşsınlar. Bizler kıymetlerini bilip bir sefer ruhlarına rahmet verdik mi? İçimizde çoğunu düşman bellemiş hainler var. Bir zamanlar Türkiye sokaklarında Stalin, Lenin resimleri taşıyıp, onlar için cinayetler işlemediler mi?

21 Mart 2014 Cuma

ÖZLÜ SÖZLER

1-Yağlı kuzu közde belli olur. 
2-Gön kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa ne yaparsın?
3-Hayırlı evladın varsa neylersin malı, hayırsız evladın varsa neylersin malı?
4-Kusursuz arkadaş aramak, dost edinmeği istememektir.
5-Geçmişi değiştiremezsin, fakat gelecek senin elinde, değiştirebilirsin.
6- Ne yaparsan yap, yengeç düz yürüyemez.
7- Yiğit harpte, dost dertte, olgun adam hiddette belli olur.
8- Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
9-Başkalarının izinde yürüyenlerin ayak izi olmaz.
10-Bir birinizi iyice anladıktan sonra, aynı ülküde birlik olursanız yıkılmazsınız. Yoksa yok olursunuz.


19 Mart 2014 Çarşamba

GÜNEYDOĞU ANADOLU TAMAM HEDEF KARADENİZ



Güneydoğunun işi tamam, şimdi hedef Karadeniz. 1998 Yılının İlk Bahar Aylarında bir arkadaşım Mehmet Gürhan Ağabey telefonla beni aradı. Kendisi Hemşinlidir, Ankara Ulus ta kahve çalıştırdığından herkesçe tanınır ve kendisi de herkesi tanır.

Çabuk çabuk heyecanla anlatıyordu. "Recep Bey! Amerika'dan heyet gelmiş. Rize'ye gidecekler. Adam arıyorlar. Bol da para veriyorlar. Benim aklıma sen geldin. Sakarya Caddesinde lokantadayız. Çabuk gel! Hem sen de bir gör." dedi. Allah Allah Amerikalılar insana boşuna yere bol para verirler mi? Acaba bizim gibi aptal olanları da var mı? diye düşündüm ve Sakarya Caddesinde ki o çağırdıkları lokantaya gece saat 21.00 sıralarında gittim.

İki Amerikalı, bir benim Hemşinli arkadaşım Mehmet Bey ve başka tanımadığım 10-12 kişi ile oturmuşlar, viskiler açılmış, kuzu kaburgaları pilavların üzerine yatırılmış, tam bir ziyafet yeri olmuş. Ben yanlarına gidince top sakallı Cony ve diğerleri hepsi ayağa kalktılar ve kendimizi tanıtarak tanıştık. Amerikalıların hiç birinin adı aklımda kalmadı, fakat konuşmalarını hiç unutmadım. Çünkü benden güzel Türkçe konuşuyorlardı ve dertlerini çok güzel anlatıyorlardı. Belki de Amerikalı değil de bizleri 'Amerika lı' diye kandırıyorlardı fakat öyle iri yapılı Amerikalılara da çok benziyorlardı. 

Karşılıklı hoş beşten sonra arkadaşıma gizli sordum "Bu kaburga ve viskilerin parasını kim ödeyecek?" "Kendileri da. Sen karışma ye, iç ve bunları bir dinle!" dedi. Anlaşılan kendisi iyice dinlemiş ve kafası pek sarmadığı için beni de çağırmıştı. İçki kullanmadığım için hiç içmedim. Zarar olsun diye hep yanımda ki saksıya gizlice boşalttım. Bir ay sonra geçerken öyle göz ucuyla bir baktım. Lokanta da camın yanında ki o kauçuk saksıyı köküne boşalttığım viski kadehleri kurutmuştu. Ben oradan onlar daha muhabbetlerine devam ederken saat 02.00 sıralarında ayrıldım. Hemen Güvenlik Şube Müdürlüğü  Nöbetçi Amiri Başkomiser arkadaş Osman Beyi aradım. Durumu anlattım. "Ben bir inceleyim fakat yasaya göre bir şey yapamayız." dedi. Adam resmen casusluk yapıp kendi ülkemizde bizi bölmeğe çalışıyor, biz bir şey yapamıyoruz. Bu kanunları kim çıkarıyor kardeşim?

Bu muhabbet arasında konu anlaşıldı. 'Biz Hemşinliler Ermeni imişiz. Vaktiyle Türkler bize çok zulüm yapmışlar, hala daha yapıyorlarmış, kimliğimizi unutturarak asimile etmişler. O top sakallı Cony de araştırma yapmış. Her şeyi tespit ederek aydınlatmış ve ispatlı delilli, bunu Rize de ki Hemşinlilere anlatacaklar. Bizler de referans olarak yanlarında bulunacağız. Eee şimdi ne yapmak istiyorlar? Sana ne be adam? Ben Türk'üm, Kürt'üm, Ermeni'yim. Sana ne oluyor? 

Aslında bir tanesi araştırmacıyım diye yalandan bir şey yazıyor veya söylüyor. O susunca öbürü onun yazdıkları asılsız şeyleri delil gösterip daha detaylı anlatıyor. Diğer öbürü de onun yazdıkları yalanları kaynak gösteriyor. Eğer tepki alırlarsa o yazdıklarını rafa kaldırıp bekletiyorlar. Aradan zaman geçip unutuldu mu, eski yazdıkları yalanlarını kaynak gösterip tekrar gündeme getiriyorlar. Bazılarının işine geldiği için tespitleri kabul görüyor ve millete yutturuluyor. Bir kere hiç tarihçi olmağa veya araştırmağa gerek yok. 

Bir soru soralım ve cevabını isteyelim. Bakalım nasıl izah edecekler? 

Soru: 1700 lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu; Ordusunun içinde ki bir çok Ermeni Subay ve Paşaları, hatta Ermeni Veziri bile, Ermeni ve Hıristiyan olarak tamamen hür kendi iradesine bırakıp, devletin üst düzey kademelerinde öylece kendi öz kimlikleri ve dini inançları ile çalıştırdığı bütün kayıtlarda mevcuttur. Peki Osmanlı ta Rize ye 2000 kilometre uzağa gidip te orada ki o yoksul Ermeni vatandaşları bulup, zorla asimile niçin etti. Hadi kabul edelim. Niçin önce ordusunda paşa yaptığı Ermenileri asimile etmedi? Aksını iddia eden araştırmacılar bunu düşünsünler ve cevabını versinler.

(http://www.genocide-museum.am/trk/online_exhibition_8.php) (https://odatv.com/osmanli-ordusunda-ermeni-askerler-1505101200.html)

Buna kargalar bile güler. Fakat bazı geri zekalılar işlerine geldiği için inanmış görünüyorlar. Külli yalan olduğu zaten anlaşılıyor. Fakat yine oraya geldik, tarihi iyi öğrenmek lazım. Her şeye körü körüne inanmamak lazım. Şimdi de Cony ile birlikte gidip o yörenin halkına Ermeni olduklarını anlatacağız. Niçin? Vah yazık adamlar işkence altında kalmışlar biz kurtaracağız. Kim den kurtaracağız? Orası belli değil. 

O zamana kadar birbirimize saygıda hiç kusur etmemiştik. Onlar anlatırken bir taraftan da viskiler yuvarlanıyor ben dinliyor ve düşünüyordum.  'Amerika da Kızılderililer asimile edilmişler. Herkes biliyor. Şimdi ben Türkiye den kalkacağım. İki kişi veya on kişi yanıma alacağım. Bu kadar zahmet ve masraftan sonra, Amerika ya gidip, orada Kızılderililere kim olduklarını anlatacağım ve onları kurtaracağım. Menfaatim nedir? Sebebi nedir? Olur mu böyle bir şey? Amerikan polisi bana ne der? Amerika Hükümeti bana ne der? 

"Bu iş için Amerika dan kaç kişi geldiniz?" diye sordum. "On iki kişi geldik." dedi. "Bu kadar rahatsız oldunuz. Masrafa girdiniz. Öz veride bulundunuz. Sağ olun teşekkür ederiz fakat sebebi nedir? Siz on kat karsız iş yapmazsınız, bu işte karınız nedir? Zahmeti bırakalım, masraflarınızı kim karşılıyor?" diye sordum. Bana uzun süre sessiz bakıp iyice inceledikten sonra direk "Sen, Osmanlı'nın o zavallı Ermenileri asimile ederken, kimliklerini unuttururken, onların içine yerleştirdiği Türk Provokatör Ajansın." dedi. Osmanlının işi gücü yokmuş ta, bir de beni Rize'ye yollayıp Ermenilerin içine ajan olarak yerleştirmiş. Öyle ya Osmanlı bana çok önemli bir görev vermiş. Ermenileri asimile edip Türkleştireceğim. Tamam hepsini kabul edelim fakat ben Osmanlı döneminde yaşamadım ki. Dedelerim yaşadı onları da Ermeniler öldürdüler, ben hiç birini tanımadım, hatta mezarları bile nerede olduğunu kimse bilmiyor. Yine de doğru olduğunu düşünelim. Osmanlı 2000 km mesafede ki Ermenileri niçin asimile etti? İstanbul da köşk ve konaklarda yaşayan ve Osmanlı da Vezir bile olabilen Hıristiyan Ermenileri niçin asimile etmedi? O yoksul, zor geçinen, evsiz barksız kendi halinde ki o adamları niçin asimile etti de bir de beni ajan olarak içlerine yerleştirdi? 

Kafam iyice karıştı ve biraz araştırma yaptım. Ve öğrendim ki tamamen yalan, Ermeni Çetelerin bize yaptıkları katliamları Türkler Ermenilere yapmış gibi anlatıyorlar. Ve tam olarak anladım ki Hemşinliler Ermeni değil saf Türk türler. Gaye Türkü Türke öldürtüp Türkiye'yi yok etmektir.

Onlar başka adamlar bularak, Hemşin de konferans için Rize ye gittiler. Hemşinliler ve Çamlıhemşinliler ben dediğim gibi demişler, kabul etmemişler. Orada konferans verip Osmanlıların Ermenilere yaptıkları baskı ve işkence yalanlarını anlatamamışlar. Bu konferans Fındıklı da Belediye salonunda verilmiş. Konferansa Fındıklı da da hiç bir Hemşinli katılmamışlar. Şimdilik bu sözde kurtarma ekibi geri gitmişler fakat gelecek günler için bir yatırım yapmışlar. Bir kaç sene sonra tekrar gelecekler. Olmadı on sene sonra. Kabul ettirene kadar gelecekler. Hemşinlilerin torunları da inşallah kabul etmezler fakat bu olayları bilmezlerse kabul edecekler. Bunlar yaban köpeklerine benzerler. Nasıl bufaloların etrafını çevirip bezdirene kadar ısırıp kaçarlar ve neticede koca bufaloyu devirip yerler. Bunlarda aynen öyle kandırana kadar gelecekler. Olmazsa kanun çıkartıp zorla kabul ettirecekler. Taa ki Kürtler gibi bağları koparana kadar. Duyduğuma göre çoktan bir çok taraftar bulmuşlar bile.

Düşünün sadece bir gelişleri için onların masrafı en az 400 000 dolardır. Adamlar yatırım yapmış karşılığını alana kadar devam edecekler. Akıllılar, aptalların sırtına basa basa yükselir zengin olurlarmış. Biz zenginliği boş verdik kardeşim, vatanımızı koruyabilsek yeter. Hangi milletten olursa olsun, bu Ülkede yaşayan herkes, bu gözü dönmüşlerin içinde bu vatanına sahip çıkması lazım. Duyulan her şeye körü körüne inanmamak lazım. Her şeyi araştırmak lazım. Tarihten ve komşularımızın başına gelenlerden ders çıkarmak lazım. Ben bu yalanların hiç birine inanmadım ve tarihimizi araştırarak incelemeğe karar verdim. Neticede bir çok şeyin tarih diye yalan yazıldığını, doğru bildiklerimizin çoğunun yalan olduğunu, başkalarının menfaatine olduğunu öğrendim.

İşte yıllardan beri Güneydoğu da da öyle ettiler. Şimdi orada ki halk kendilerinin Kürt olduklarına inanırlar. Halbuki biç bir Kürt aşireti yok. Güneydoğunun yüzde seksen beşi Türkmen dir ve Türk tür. Onlarda kendilerini Kürt biliyorlar. Bir çok Ermeni de Kürtlerin aralarına karışarak Kürt kimliği almışlar, onlarda kendilerini Kürt olarak bildiriyorlar.

17 Mart 2014 Pazartesi

BİNDİK BİR ALAMETE

Çanakkale savaşında 300.000 askerimiz şehit oldu. Bir o kadar da, belki de daha fazla diğer devletlerden olmuştur galiba. Şimdi bakıyorum herkes kahramanlıktan bahsediyor. 

Düşman gemilerine nasıl mayınlar döşendiğinden. 57. Alayımızın bütün askerlerinin şehit edildiğinden ve ona saygıdan hala daha Ordumuzda 57. Alayın boş tutulduğundan bahsediliyor. Bu kahramanlar hakları olduğu gibi bizlere anlatılıyor. Hepsine Allahtan gani gani rahmet diliyorum. 

O yıl Tıbbiye de mezun vermemiş. Hepsi savaşa alınmışlar ve şehitlik mertebesine ulaşmışlar. Şimdi başımızı iki elimizin arasına alalım ve birlikte düşünelim. Hadi ben cahilim düşünemiyorum. Sizlerin de çoğunuz benim gibisiniz. Öyleyse sözüm ona her şeyin fikir babası, okumuş ulemalarımız, her şeyi bilmiş yutmuş, kıl aldırmayan aydınlarımız, televizyonlara çıkıp ta ahkam ki kesiyorlar, hiç birinin acaba bu Çanakkale savaşı niçin oldu? Sebebi ne idi? Anlatan veya araştıranı hiç duydunuz mu? 

Yok kahramanlıklar yapmışız. Hep onlar anlatılıyor. Yaa zaten iş başa gelince bu kadar şehit verip kahramanlıklar yapılır. Esas o sıralarda ki yurtta çevrilen dolaplar araştırılıp su yüzüne çıkarılması gerekmez mi? Var mı bunu yapan bir akıllı aydın? Yoksa yine ben mi yanılıyorum? Durup dururken dünya milletlerini biz Türkler oraya çağırıp ta sonra kahramanlıklarımız anlatılsın diye öldük ve onları da öldürdük mü? Öyle yaptıysak çok ayıp etmişiz. Yoksa Anzağından, İngilizi, Fransızı, İtalyanı, Yunanı, Bulgarı ne işleri vardı Çanakkale Boğazında? Ben yaldızlı laflar bilmediğimden fazla uzatmadan direk söyleyim.

Aynen bugünkü gibi, daha sonra Çanakkale de bizimle savaşan dış düşmanların teşviki ile, içer ki hain ve satılmış düşmanların faaliyetleri, halkı kandırarak devlete karşı ayaklandırmalar ve bunun neticesin de güya halkı kurtarmak için Vatanımızı işgal etmek istemeleri. Esas sebep bu. Irakta da böyle olmadı mı? Ezilen halkı kurtarmak için girdiler. 2,5 milyon kişiyi öldürdüler. 2 milyon kişiye de tecavüz ettiler. Oh Çanakkale yi geçseler Türklere neler yapacaktılar acaba? 

Ben tahmin edebiliyorum. On milyon Türk ölse Avrupalı ve Amerika lı dostlarımız üzülür mü acaba? Çanakkale yakın tarihimizdir. İncelenirse her şey ortaya çıkar. Osmanlının yıkılma sebepleri de net olarak anlaşılır. Bir kaç vatan sever aydınlarımız Çanakkale savaşına kadar Yurdumuzun içinde ki durumu, döndürülen entrikaları, tarafsız olarak inceleyip kitap yazması ve bu kitabın ders kitabı olarak okullarda okutulması lazım. Fakat yapmıyorlar işte. Gizli kalsın istiyorlar.

Dersim İsyanı, Şeyh Sait İsyanı niçin olmuş? Ülkemize oynanan oyunların hepsi aydınlanır. Yok Gelibolu Savaşı, Çanakkale Savaşı kahramanlıklarımız bilmem ne, hep bunları anlatır ve haklı olarak gururlanır bir taraftan da halkı kandırırız. Kahramanlık nedir? Kurşunu yiyene kadardır. Kurşunu yedikten sonra ne kahramanlık kalır ne bir şey. 

Önemli olan bu savaşlar neden çıktı? Dünya devletleri Ülkemizi neden işgal etmek istediler? Kimler yardım etti? Bu duruma kimler getirdi? Hala daha yardım ediyorlar ve aynı oyunları sürdürüyorlar? 

Bunların cevaplarını bulmak, meydana çıkarmak ve sorunları kökten çözmek daha doğru olmaz mı? "Çanakkale geçilmez" Yarın ya Çanakkale geçilirse? Biz bir kaç asırdan beri, bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Hem de hep aynı oyunlarla. Çanakkale yi bir geçerlerse, o satılmışların halini bir seyredeceğim, Allah ömür verirse tabi. 
     

15 Mart 2014 Cumartesi

KOLAY OLMADI

Atatürk'ün de tanıdığı Libya Şeyhi Ahmet Sünusi Bey Enver Paşa nın davetlisi olarak 1918 de gizlice bir Alman denizaltısıyla İstanbula gelir. Halifenin cihat fetvasi kendisine verilerek cihat için tüm islam alemine dağıtılması istenir. Bu sırada Vahdettin padişah olması üzerine bu hareket yarım kalır. Vahdettin Avrupa ülkeleri ile arası açılmasını istemez. Daha sonra kurtuluş savaşımız yıllarında Şeyh Ahmet Sünusi Bey Mustafa Kemal tarafından Ankara ya davet edilir ve o zamanlarda dış güçlerin ayrılıkçı Kürtleri kışkırtmalarını önlemek için, Kürtlerinde çok iyi tanıyıp sevdikleri Şeyh Ahmet Sünusi Bey in çabaları sayesinde Güney Doğu ve Kuzey Irak Kürtleri arasında birlik ve beraberlik sağlanır. Çünkü o zamanlarda Arabistana yollanan İngiliz casus Thomas Lawrens gibi, Edvard William Charles Noel isimli bir İngiliz casus ta Kürtlerin ayaklanmaları ve Türklerden ayrılmaları için Güneydoğu ve Kuzey Irakta faaliyet gösteriyordu. Bu sayede bu casusun çalışmaları boşa çıkmış ve memleketi olan İngiltereye gittiği zaman "Onlar ayaklanmadılar. Kürtlerden adam olmaz." diyerek tepkisini göstermiştir. Aslen Libyalı olan Şeyh Ahmet Sünüsi Atatürk ile birlikte kurtuluş savaşına katılmıştır. Yine Libyalı Ömer Muhtarda kurtuluş savaşında çok büyük kahramanlıklar göstermiştir.  

14 Mart 2014 Cuma

BESLE KARGAYI

cemal paşanın tifliste heykeli
14 Nisan 1909 da Adana da genç Ermeni Papaz Muşeg Efendi başkanlığında ki bir Ermeni gurubu isyan başlatırlar. Tarsus, Erzin, Misis, Dörtyol ve daha bir çok bölgelerde çok sayıda Türkleri katlederler. Adana'ya gönderilen Vali Cemal Bey isyanı bastırdıktan sonra hiç bir Ermeni çocuğunu Türklerden ayırmadan herkese eşit yardımlar yaparak süküneti sağlar. Fakat isyan elebaşısı Papaz Muşeg Efendi ile isyanı başlatıp Türkleri katleden 700 kadar Ermenileri yakalatmaz. Kurulan mahkemede 1 Ermeni ve 47 Türk idam edilir. Bu milletin kaderindendir herhalde. Dışarki zaten düşman öldürüyor. İçerki Türk valisi de Türkü öldürüyor. Bu nedenle Adana halkı Vali Cemal Paşayı pek sevmedikleri söylenirdi. Zira bu sıralarda Avrupa Devletlerinin bütünü İskenderun ve Mersin Limanlarından işgal için topraklarımıza asker çıkarıyorlardı. Belki o gün kü şartlar o şekilde hareket edilmesini gerektirmiş olabilir. (Ahmet Faik Hurşit Günday, Hayat ve hatıralarım.) Vali Cemal Paşa daha sonra kaçtığı Tiflis te kendisinin işe aldığı, ekmek verdiği, Karekin Lalayan ve Sergo Vatanyan isimli iki Ermeni tarafından sokak ortasında saldırıya uğrayarak katledilmiştir. (Şükru Hanıoğlu, İslam Ansiklopedisi, Cilt 7) Adana da bu Vali nin adı bir mahalleye verilmiş ve hala daha CEMAL PAŞA MAHALLESİ olarak anılmaktadır. Gürcistan Tiflis te heykeli vardır.

13 Mart 2014 Perşembe

NEMRUD MUSTAFA NAZIM

Şimdi sizlere çoğunuzun bilmediği, bir tarihi gerçekten bahsedeceğim. Aslında isminin sonunda 'Paşa' var da ben yazamadım. Bakınca adama benziyor, değil mi?

Nemrut Mustafa Nazım, 1866 yılında Süleymaniye de doğar. Bağdat Askeri İdadi ve İstanbul Harbiyeyi bitirerek Osmanlı Ordusunda Tuğgenerallığa (Mirliva) kadar yükselir. Bunlar o zaman ki şartlarda o yolları nasıl bulur? Belli ki bir elinden tutanı vardır. 1917 de Bağdat 27. Fırka kumandanı olur. 1918 de Divani Harbi Örfi Üyesidir. 1919 da Bursa Valiliğine atanır. 

Tümen kumandanı Bekir Sami Paşa tarafından 'aziz şehitlere hakaret ettiği' gerekçesiyle bu görevine son verilir. Bir kaç ağır suçtan yargılandığı sırada Damat Mehmed Ferid Paşa Hükümeti 1920 de tekrar kurulunca Mustafa Nazım, yanı bu vatan haini Paşa Divani Harbi Örfi Başkanı olur. Kendi 'VATANA İHANET ve AZİZ ŞEHİTLERE HAKARET' ten yargılandığı mahkemenin başkanı. 

İsminin başına halk tarafından 'NEMRUD' eklenir. Yanı 'NEMRUD MUSTAFA NAZIM PAŞA' olur.

1915 Ermeni olaylarından dolayı özellikle İttihatçı, Teşkilat-ı Mahsusa'cılara karşı; İngiliz, Ermeni ve Yunan hayranı Damat Ferid ve diğer vatan hainlerinin isteğiyle, uydurma nedenlerle müthiş bir insan avı başlattırılır. Birçok vatan perver Osmanlı subayları ve devlet adamları Bekir ağa bölüğünde sorgulanıp Divani Harbi Örfi ye gönderilir, Bekir Ağa Bölüğünün önünde idam sehpaları kurulur ve her gün on kişi idam edilirler.

Ermeni Patriği Zaven tarafından verilen idam listeleri aynen kabul edilir. 1919-1922 yılları arasında 60 davada 20 den fazla idam cezası verilir. Beyazit Meydanında kurulan idam sehpalarında bir çok vatan evladı suçsuz yere infaz edilirler. Ermeniler Van da isyan çıkarır 60 bin Türk'ü katlederler. Nemrut Mustafa; katleden Ermenileri değil Van Jandarma Yüzbaşısı sonraları kurtuluş savaşında rol alan KAZİM ÖZALP Paşayı gıyabında idama mahküm eder. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Milli Mücadeleye katılan bütün arkadaşlarına gıyabında idam cezası verir. 

Daha sonrada İngilizlerin desteği ile Kürt hükümeti kurmak için Süleymaniye ye gider ve bir gurup Kürtlerle isyan eder. 1922 de Kürtler isyana katılmazlar ve Nemrut Mustafa'nın başını keserek Mustafa Kemal Atatürk'e gönderirler. Başlattığı isyan da hayatı ile birlikte biter. Peki benim çok merak ettiğim bir soru var. Böyle insanlar, böyle önemli yerlerde nasıl görev alırlar? Bu ve bunun gibi insanlara, millete zulüm etmesi için bu görevi kimler verir? Düşünün cevabını bulacaksınız.



12 Mart 2014 Çarşamba

şiir ÖLÜMSÜZ KAHRAMANLAR

Ey sanları unutulmuş, şanlı kahramanlar,
Sizler bu ülkede yaşadınız, bir zamanlar,
Kötü torunlar değiliz, asla, hiç bir zaman,
Düşman gösterdiler, sizleri bize, alçaklar!

Kendi vatanımızda, zor şartlar yaşadınız,
Ulus için, öyle basit, az işler yapmadınız,
Siz cephelerde, üryan, püryan savaştınız,
Doğru anlatmadılar, sizleri bize, alçaklar!

Vatanın da bu milleti katlederken hainler,
İçerde ve dışarda, kahraman ilan edildiler,
O zamanlar sizlerle, hiç baş edemeyenler,
Hala daha bizlerle yine savaşıyor alçaklar!

Atatürk'le birlikte siz en büyük kahraman,
Vatan için, bizim için savaştınız, o zaman,
Sizler bir abide siniz, ey ölümsüz İnsanlar!
Unutturmak istediler, sizleri bize, alçaklar!

                                       Recep Ali Öztürk

10 Mart 2014 Pazartesi

TEŞKİLATI MAHSUSACILAR


1- Yakub Cemil (Yenibahçeli); Enver Paşaya çok çok güvenirdi. Teşkilatın en hızlı fedaisidir. Nagant ve Parabellum tabancaları taşır. Kamil Paşa Hükümetine karşı 1913 darbesinde Baş Kumandan Müşir Nazım Paşa'yı öldürdü. Hapishanelerden ve Sinop zindanından topladığı 3000 kişilik idamlık mahkümlerle müfrezeler kurarak düşmanların korkulu rüyası oldu. Bütün cephelerde savaştı. Çok zaferler kazandı. Batum'u geri aldı. Talat Paşa nın da oyunları ile ikinci darbe girişiminden vatan haini olarak idam cezası aldı. Tabancasını alamadıkları için nezarette üç tabanca ile günlerce yattı. Yorgun düşünce üç pehlivan tarafından tabancaları zorla alındı. Enver Paşa Almanya da iken Kağithane de kurşuna dizilerek şehit edildi. 14 kurşun isabet etti. Bir müddet sonra gülerek can verdi. Sorumsuz hareketleri ölüme götürdü. Eşine 33 kuruş maaş bağlandı. 11 Eylül 1916
2- Enver Paşa (İsmail Enver); Eniştesi Selanik Kumandanı Nazim Beye suikast olayına adı karıştı. Divani Harbe verildi. Dağa çıktı.1908. 23 Ocak 1913 te darbe yaptı. 1914 de Harbiye Nazırı oldu. Ermeni olaylarından 1918 de yurt dışına kaçtı. Çok büyük zaferler kazanmıştır. Türk ülkelerinde gerilla ordusu kuracaktı. Birkaç girişimi başarısız oldu. Tacikistan da Basmacı isyanı sırasında Kızıl Ordu tarafından sarıldı. Makineli tüfeklere karşı kılıçlarla sargıyı yarıp kaçmağa çalışırken, Yakov Melkumov adlı asker tarafından şehit edildi. Öldüğü zaman sağ el avucunun içinde Kur-anı Kerim vardı.4 Ağustos 1922. Mezarı 4 Ağustos 1998 de Tacikistan Belçivandan İstanbul Şişliye taşındı.
3- Ohrili Eyüp (Eyüp Sabri Akgöl); Balkanlarda gerilla savaşlarına katıldı. Ordu dan istifa etti. Fransızlar 1914 de tutukladı. İzmir suikastında yargılandı, beraat etti. Eskişehir de öldü. 1950
4- Ahmet Cemal Paşa; İhanetçi sayıldı ve Tiflis'e kaçtı. Kendisi Ermeni dostu bilinir. Adana da Ermeni isyanını bastırmış, 47 Türk'ü idam ettirmiş. Papaz Muşeg ve 700 Ermeni'yi af etmiş. Tifliste iş verdiği Karekin Lalayan ve Sergo Vatanyan isimli iki Ermeni tarafından şehit edildi. Tiflis te heykeli var. 1922
5- Ziya Gökalp; Kürt asıllıdır. Çok yargılandı. Defalarca suikaste uğradı. Eceli ile öldü. 1924
6- Mehmet Kemal Bey; Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı Divani Harbi Örfi de yargılandı. Ermeni davasında suçlu bulundu. İstanbulda idam edildi.1919. TBMM 1922 de Mehmet Kemal Beyi, Urfa Mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi Reşit Beyi 'Milli Şehit' ilan ettiler.
7- Said Halid Paşa; Devlet adamıdır. İttihat ve Terakkide Genel Sekretelik yaptı. 1919 da tutuklandı. Serbest kalınca Roma'ya gitti. Orada Ermeniler tarafından şehit edildi. 1921
8- Dr. Bahaeddin Şakir; 1918 de Nemrud Mustafa Divani adlı mahkemede yargılandı, idama mahküm edildi. Enver ve Talat Paşa ile Berlin'e kaçtılar. Esirlerin içinde gizlice Moskova'ya, oradan da Bakü ye gitti. İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı Bakü temsilcisi oldu. Tekrar Berlin'e geldi. Cemal Azmi Bey ile birlikte Ermenilerce şehit edildi. 1922
9- Mehmet Cemal Azmi Bey; Trabzon Valisi iken Ermenilerin denizde boğulmalarında suçlu bulunmuş, gıyabında idama mahküm edilmiştir. Berline kaçmış, Ermeniler Dr Bahaeddin Şakir ile şehit ettiler. 1922
10-Gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres); İzmir Kordon boyunda işgalcı Yunan askerlerine ilk kurşunu atmış ve orada 31 yaşında şehit olmuştur. 1919
11-Nuri Paşa (Nuri Killigil); Enver Paşa nın kardeşidir. Bakü'yü 1918de İngilizlerden kurtardı. 1938 yılında Yurda döndü. Zeytinburnunda bir fabrika açtı. Askeri malzemelerin bütünü imal edilmeğe başlandı. Silahlar devlete alınmadığı gibi, yurt dışına satılması engellendi. Fabrikası faili meçhul kişilerce yakıldı. 27 kişi çalışanlar ve kendisi öldü. 1949
12-Süleyman Askeri; Kurmay Yüzbaşı. Gerilla savaşçısıdır. Bir çok zaferden sonra askerleri Bercisiye Bataklığında boğulunca tabancası ile intihar etti. 1915
13-Kuşçubaşı Eşref Sencer (Uçan Şeyh); Gerilla savaşçısıdır. 1916 da 20 bin kişilik orduya karşı 40 kişilik bir birlik ile 6 saat savaştı. Yaralı olarak İngilizlere esir düştü. Malta ya sürüldü. Çerkez Etem le 150 liklerle yargılandı. İskenderiye ye gitti. 1936 affından sonra da kırgınlığından ülkeye gelmedi. 1950 DP iktidar olunca döndü. Beraber savaştığı silah arkadaşlarının mezarlarını ziyaret edip hayırlar işledikten sonra öldü. 1964
14-Sudanlı Zenci Musa; 1919 İngilizler İstanbul'u işgal eder. Karaköy Gümrüğünde tek elle bir çuvalı kaldırırken gören, İşgal Kuvvetleri Komutanı İngiliz General Charles Harington yanına almak ister. Ona 'Bu sözleriniz ancak beni rencide eder. Benim bir ülkem var ve sizinle savaşımız bitmedi.' der. Eşref Sencer Beyin emireridir. Hamallıkla geçinir. Emekli maaşı kabul etmez. Hayber savaşında Eşref Bey yaralı esir düşünce 300 bin İngiliz altınını Yemen'e kaçırır ve Tevfik Paşaya teslim eder. 1916 Eşref Beyi daha hiç göremez. Veremden ölür. Bavulundan; Eşref Beyin eski bir resmi, Kur-anı Kerim, yırtık bir Osmanlı haritası ve bir de kefen bezi çıkar. 1919
Ve Zenci Musa gibi; Mamaka Mustafa, Mihrali Bey, Üsküplü Osman, Mustafa Kemal, Uşaklı Mehmed Baba, Oğuz Amcalar ve benzerleri de unutulmaz kahramanlar arasındadırlar. Hepsine Allahtan rahmetler diliyorum.





OLAYLAR ESKİNİN TEKRARIDIR



o zaman ermeni kadın çeteleri
şimdi de kürt kadın çeteleri var
(alıntı)
1903 yıllarında Rumeli nin her tarafında isyanlar başlatılmış. Sandanski, Yovan, Kosta, Agrita, Sarafof, Apostol, Kaptan Skalidis, Bulgar Petso, rum Pirlepe, Arnavut Kamil v.s. isimli çete reisleri saldırılarını artırmış, bütün halk, camilere ve evlere kapatılarak diri diri yakılmışlardır. Bir çok cesetler de ağaçlardan asılarak korku salmak için günlerce sallandırılıyorlardı. Halk sokaklarda burunlarını kapatıp dolaşıyorlardı. Ordu ve devlet görevlilerinin elleri kolları bağlı, kurbanlık koyun gibi bekliyorlardı. Tek bir amaç vardı, Osmanlı yı parçalamak ve ayrılarak devlet kurmak. Ve öyle oldu, Rumeli Osmanlı İmparatorluğundan koptu gitti. Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk vs devletler kuruldu. 1914-15 te doğu da da Ermeniler Rus ve Avrupa devletlerinin teşvikiyle baş kaldırmışlar. Van da Ermeni isyanları gerçekleşmiş. İlk olarak "Bizde Ermeni yiz." diyen Türkleri katletmişler. Rumeli de ki gibi Türk halklarını camilere ve evlere kapatarak diri diri yakmışlardır. Binlerce tecavüz olayları oldu. Bilhassa gençleri savaşa giden köylerde çoluk, çocuk, kadın, yaşlı binlerce adam öldürdüler. Osmanlı Güvenlik Kuvvetleri Erzurum'a giremez olmuştu. Ermeni cellatı ve çete lideri ve aynı zamanda 4 yıl Osmanlı Mebusluğu yapan Armen Garo lakaplı Karekin Pastırmacıyan ve yardımcısı yine Osmanlı mebusu Hamparsum Boyacıyan ile 1500 gönüllü toplayarak Erzurum da bir konağa yerleşmiş tam bir vahşet uyguluyor. Burada yaşayan halkın çoğu Erzurum'u terk edip komşu illere sığınıyordu. Hatta başka yerlerde sağ olarak yakalanan Türkler de buraya getirilerek güya sorgulanıp idam ediliyorlardı. Karekin Pastırmacıyan 1896 da İstanbul Galata da Osmanlı Bankasını 26 terörist ile basmış. 120 asker ölmüş. Kaç sivil öldüğü belli değil. Avrupalıların israrı üzerine af edilerek serbest bırakılmış Erzurum dan Mebus olmuştur. 1912 Kamil Paşa Kabinesi Osmanlı Hükümetinde Ermeni Mebus Gabriel Narodokyan Efendi Dışişleri Bakanıdır. Bazı yerler savaşsız keyfi olarak Bulgar ve Rumlara verilmiştir. Aynı zamanda Posta ve Telgraf Bakanı Mosoroş Kikik Bey dir. Ülke ulusal kanunlarla değil dayatmalarla ve keyfi olarak idare ediliyordu.